Robin Williams Çetesi
Federasyon başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Fenerbahçe’yi şampiyonlar liginden men kararı için gerekli onayı, ülkemizi uluslararası arenada temsile en yetkili kişiden almıştır. Bu yetkiyi anadan mı yoksa makamdan mı aldığı ise tartışmalıdır. Cumhurbaşkanı Gül, bilindiği üzere öz Kayserilidir. Bu yüzden “krizi fırsata çevirin” önerisinin derhal yerine getirildiği açıktır. Kimileri şampiyonlar liginden, kimileri borsadan krizi fırsata çevirmişlerdir. Gül’ü önerisinden, diğerlerini fırsatçılıklarından ötürü kutlarız.
Gül’ün demecinde asıl dikkatimi çeken unsur; “Uluslararası kuralların asla ihmal edilmemesi” gereğidir. Mevcut durum açısından bakılacak olursa, Fenerbahçe’nin şampiyonlar liginden men edilmesine ilişkin, bizim bildiğimiz ulusal ve uluslararası hiç bir kural yok. Böyle bir kural yok ama sayın Gül; “Uluslararası kuralları asla ihmal etmeyin” buyurmuş. O zaman ne yapıp edip bu kuralı bulmak zorundayız. Ben çok düşündüm ve bulduğumu sanıyorum. Uluslararası Robin Williams Çete Hukuku kuralları…
“Robin Williams Çetesi”; Hiçbir somut neden göstermeksizin, hiçbir ilke ve kurala bağlı kalmaksızın, sadece kişi veya kurumları yok etmeye ve bu sayede oyunun içinde bulunan diğer oyunculara ders vermeye yönelik güçlü bir dayanışma iradesi gösterebilen topluluklara Robin tarafından verilen bir addır. İsim Robin’e, tanımlama ve analiz ise bize ait…
Her tür amaç için, güçlü dayanışma duygusu, tarihsel ve kurumsal bir birikim gerektirir. Bu tür dayanışmalar var olma mücadelesi ile yakından ilgilidir. Bu nedenle varlığa yönelen her tür tehdide, şiddetle karşılık verilir. Acıma veya tolerans gösterilmez. Bu tartışmalar sırasında çokça duyduğumuz “Sıfır tolerans” topluluk içi bir tür şifredir. Topluluk üyeleri, bu dayanışmanın dışına çıkarlarsa, çete sayesinde edindikleri para, meslek, şöhret, mevki, kariyer ve unvanları kaybederler.
Çete dayanışmasının başarısının arkasında, bu kararlılık vardır. Eğer herhangi birisinin, kural dışılığını görmezden gelecek olursanız, cezalandırmaktan vazgeçerseniz, topluluğu bir arada tutamaz ve yönetemezsiniz. Cezalandırmanın temel mantığı, bu lobiye bağlı diğer kişi ve kurumlara verilmiş bir gözdağıdır. Bu çıkar şebekesine bağlı tüm elemanları bağlayan bir karardır. Bu tür kararlarda, kim haklı kim haksız bakılmaz. Toplu iğne deliğinden sızacak suyun yaratacağı hasar nedeniyle sıfır tolerans önemli bir kuraldır.
Doğal olarak bu şebekeye veya çeteye bağlı herkes, tartışmaksızın çetenin kararına uyar ve gereğini yerine getirir. Bu bazen çetenin kararını savunmak bazense muhalefet etme görevidir. Muhalefet dediysek yanlış anlaşılmasın. Konunun kimler tarafından nasıl sulandırılacağı, çarpıtılarak etkisizleştirileceği, çete tarafından belirlenir. Çete üyelerinin konunun bütünlüğünü bilmesi veya kavramasının bir önemi yoktur. Çete üyeleri sadece kendisine tanımlanan görevi eksiksiz yerine getirmekle yükümlüdürler.
Bir insanın bilmediği bir şeyi anlaması için, öncelikle diğer anlayamadıklarını bir araya getirmesi gerekir. Ben de öyle yaparak buldum çeteyi…
Bundan birkaç ay önce Galatasaray kulüp başkanı Adnan Polat, başarılı bir operasyonla alaşağı edilmişti. Adnan Polat’ın, alaşağı edilmesinin bende yarattığı huzursuzluk, geçmişte DSP’nin, başına getirilenleri analiz etme çabamla yakından ilgilidir. Kendimce tüm gençliğimi adadığım partim, bir anda ne olup bittiğini anlayamadan Robin Çetesi tarafından benzer bir senaryo ile yerle bir edilmişti.
Mecliste milletvekili sayısı bakımından 5. Parti konumunda olan DSP, geçmiş dönem hükümetlerin tüm pisliklerini temizlemek üzere iktidara taşınmış ve görev tamamlandıktan sonra silkelenerek bir kenara itilmişti. Galatasaraylı olmadığım halde, Adnan Polat’ın, maruz bırakıldığı durum, beni de incitmişti. Kulüp üyelerinin yaptıkları açıklamalara bakılacak olursa, Adnan Polat, Galatasaray’ın geçmiş dönemlerine ait tüm ekonomik sorunları ve pislikleri temizledikten sonra kendisine kibarca kenara çekil denmiş, kabul etmeyince bir paçavra gibi kenara atılmıştı.
Adnan Polat’ın ardından Galatasaray’ın başına getirilen Ünal Aysal’ın, spor ve futbol dünyasının dışından bir isim olması kuşkusuz ilgi çekiciydi. 106 yıllık bir kulübün, spor ve futbol dışından bir isme emanet edilmesini, adamın şansı ile açıklayacak değiliz. Neyse merakımız uzun sürmedi. Ünal Aysal’ın yönetim kurulundan bazılarının verdiği demeçlerde 500 yıllık, 530 yıllık bir geçmişten söz etmeleri ile birlikte şifreyi çözdük. 106 yıllık bir spor kulübünün değil, 530 yıllık bir geleneğin başına bir isim getirilmişti.
Ünal Aysal hakkında tek bildiğimiz paralı olduğudur. Ünal Aysal, kuşkusuz bizim cahilliğimizdir ama biz yurttaşların iş dünyasından bildiğimiz birisi değil. O zaman insanın aklına, kulübün emanet başkanı olduğu gibi acaba geleneğin emanet kasası olabilir mi sorusu geliyor.
Robin Çetesi, Adnan Polat operasyonunun ardından giriştiği Futbol federasyonu değişikliği için fazla yorulmamıştır. Adnan Polat’ın başına gelenleri gören Mahmut Özgener, genç yaşta yorulduğunu ve ailesine zaman ayırması gerektiğini anımsayarak sessiz sedasız kenara çekilmiştir. Belli ki akıllı bir adam ve çetenin kurallarını biliyor. Göreve gelmeden önce hiç tanımadığımız bir isim olan Mahmut Özgener konusunda, futbol kamuoyunun hem fikir olması da bana çok şaşırtıcı gelmişti. Bizde sporun, futbolun neresini izliyorsak, kimseyi tanımıyoruz. Bir önceki başkan Hasan Doğan’ı da hiç tanımazdım. Futbol seyirlik bir oyun olduğu için sadece seyrediyoruz. Başka ne yapabiliriz ki…
Birbiri ile düşman kardeş olanların, birden bire bir isim konusunda hem fikir olmasından hep kuşku duymuşumdur. Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı seçildiği süreçte, tüm partilerin onay vermesi bana hep kuşkulu gelmiştir. Kendisine kuşkularımızı yersiz çıkarmadığı için teşekkür borçluyuz. DSP ve Ecevit konusunda kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirerek köşesine çekilmeyi bilmiştir.
Fenerbahçe’nin şampiyonluğu ile sonuçlanan lig sürecinin hemen ardından gerçekleştirilen, federasyon değişikliği sırasında, Fenerbahçe düşmanlarının ilk aklına gelen ismin, Fenerbahçeliliği tescilli Mehmet Ali Aydınlar olması, sadece bana ait bir kuşku olarak tarihteki yerini almıştır. Mehmet Ali Aydınlar’da, geleneğin ve geleceğin hastaneler zinciri emanetçisi olsa gerek. Bu bir şaka elbet; Yoksa adama Tanrı yürü ya kulum demiş… Bize otur oturduğun yerde demesi gibi bir şey bu.
Dizi film izlemeye meraklı bir toplum olarak, arada çıkarılan sporda şiddet yasasının, tribün olayları ile ilgili olduğunu varsaydığımızı itiraf edelim. Bu yasanın saha dışı olaylar için gerekli olduğu, biz saf yurttaşların neden aklına gelsin ki…
Sporda Şiddet Yasası, anladığımız kadarı ile Aziz Yıldırım’a kendi eliyle hazırlatılmış bir ölüm fermanıymış. İtiraf edelim ki; çetenin en başarılı olduğu alan, kişiye kendi ölüm fermanlarını kendilerine hazırlatmaktır. Siyasi yaşamdan örnekler vermek isterdim ama konu zaten yeterince dağıldı. Bu konudaki başarılarına hayranlık duymamak elde değil…
Hayranlık derken aklımıza geldi. Bundan birkaç gün önce gazetelerin internet sitelerinde yer alan bir habere göre, Galatasaray kulübünü soyup soğana çevirdiği, naylon fatura düzenleyerek vergi kaçakçılığı yaptığı iddiaları ayyuka çıkan Faruk Süren, (Adnan Polat’ın devrilmesinde önemli rol oynayanlardandır) örnek bir işadamı davranışı sergilemiş. Gazete internet köşelerinin editörlerinin hepsinin, bir davranışı aynı yorumla haberleştirmesi, kuşkusuz gazetecilik mesleğinin bizim bilmediğimiz ilkelerinden biri olsa gerek. Haberin detaylarını okumadım ama Faruk Süren, genç ve güzel bir hatuna, şirketteki başarısını, şirket hisselerinin bir bölümünü kendisine devrederek ödüllendirildiği yazılıydı. Böyle önemli bir haber, manşetlerden başka nasıl yorumlanabilirdi ki. Örnek iş adamı Faruk Süren…
Birileri, Faruk Süren’i, Adnan Polat’ın indirilmesinde gösterdiği gayretli çalışmalarının sonucu olarak ödüllendirirken, Faruk Süren’de genç ve güzel genel müdürünü, başarılı çalışmalarından ötürü ödüllendirmişti. Sakın ola başka bir yoruma kapılmayınız. Sadece aklıma geldi sizlerle paylaşayım dedim…
Konuya dönecek olursak; Bir Fenerbahçeli olarak, Fenerbahçe’nin de aynı oyunun parçası olduğunu görmezden gelmediğimin altını çizmem gerek. Fenerbahçe’nin, Aziz Yıldırım’ın hırslı kişiliğinin kurbanı olduğu açıktır. Sportif ve ekonomik başarı çıtasını, çetenin kendisine tanıdığı sınırın dışına taşırdığı gibi, çetenin önemli miktarda bir parasını, bahis yatırılan bir iddiada kendisine verilen görevi yerine getirmemek yoluyla batırmak suçunu işlemiş olabilir. Suçlu olduğu kesin. Fakat kendisine reva görülen cezaya karşılık nasıl bir suç bulunabileceği konusunda, henüz değerli savcı Berk’in araştırmalarının sonucunu bekliyoruz.
Kendisine önerilerim olacak ama bu yazı çok uzadığı için, onu da bir sonraki yazıya bırakalım.
Saygıyla
Taşkın Eslek
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Dur Yolcu...! |
|
| Devamı... |




Bilmeden gelip bastığın bu toprak, Darbecilerin ancak otuz –otuz beş sene sonra yargılanabildiği yerdir... Üstelik darbenin bütün kurumları sapa sağlam ayakta iken... Sadece ölüme üç günü kalmış iki ihtiyarın yargı önüne çıkarıldığı yerdir...
