DSP Üzerine Eleştiriler-3
Güvercinevi sitesinin açılışının, DSP Kurultayı’na denk düşmesi ve gündeminin DSP Kurultayına kilitlenmiş olması, DSP’li olmayan okurlar açısından, sıkıcı bir durum olsa gerek. Ülkede onca sorun varken, üstelik kamuoyunda DSP’nin yok sayılmaya başlandığı bir süreçte, dikkatimizin DSP üzerine yoğunlaşması, bazı okurlarımız açısından anlaşılmaz bulunabilir. DSP üzerinde neden önemle durduğumuzu yazmasına yazacağız ama eleştiri yapmaktan, öneriler aşamasına bir türlü gelemedik. Umuyoruz ki, bu yazı DSP Üzerine Eleştirilerin sonuncu yazısı olur ve DSP Üzerine Önerileri yazmaya başlayabiliriz.
Gündemimde hiç olmadığı halde, Güvercinevi sitesinde de yayınlanan ve tartışılan “Gençlik Merkezi” yazısı ile ilgili birkaç satır yazarak başlayalım. Gerek ülkemizde, gerekse partimizde siyasetle ilgilenen bir avuç genç arkadaşımızı eleştirmek doğrusu hiç içimden gelmiyor. Fakat konu hakkında yazmamak, onların görmezden gelmek gibi bir anlam taşıyacağı kaygısıyla düşüncelerimi genç arkadaşlarımla paylaşma zorunluluğu duyuyorum.
Oldum olası, parti içinde “Genel Merkez” imzalı genelgeler okunduğunda hep karşı çıkmışımdır. Genel Merkez imzası bana hiç bir şey anlatmaz. Bu bir, genel başkan açıklaması mıdır, yoksa genel başkan yardımcısının açıklaması mı? Yoksa parti meclisi veya başkanlık kurulu’nun mu, belli olmayan bu tür muğlak ifadelere, ciddi siyasi partilerde yer verilmez. Yeri gelmişken belirtelim, bu tür bildirgelerde sadece organ adını yazmak da yetmez. Organ adına kimin yazdığı da açıkça yazılır. Yani Parti Meclisi diye bir imza olmaz. Parti Meclisi adına örneğin Emrah Konuralp diye yazılır.
Yazıda geçen Gençlik Merkezi’nin kimlerden ve nasıl oluşturulduğu bir yana, parti içinde kimleri temsil ettiği de ayrı bir tartışma konusudur. Bırakınız tüzükte var olmayan bir organı, var olan ama bağlayıcı karar alma yetkisi bulunmayan bir organın da, bu türden karar açıklaması, şık karşılanmaz.
Sevgili Emrah Konuralp’ı geçmiş yıllarda Güvercinevi sitesinde yazdığı yazılardan tanırım. Parti ideolojisini bilen, kendisini geliştirmeye çalışan iyi bir demokratik solcu olduğuna da inanıyorum. Sayın Sezer hakkında bizim gibi düşünmemesini de anlayabilirim ama DSP’li gençlik adına açıklama yapma yetkisini kendisinde görmesine şaşırdığımı yazmalıyım.
Söz konusu yazıda, “sayın Yağız’ın attığı adımı destekleme kararının” anlamı da açık değildir. Sayın Yağız’ın istifa kararına uyarak, sevgili Konuralp’de parti meclisi üyeliğinden ve tüzük dışı olan “Gençlik Merkezi”nden istifa mı edecek çok anlaşılmıyor doğrusu. Yine yazıda, alınan kararın, kim olduğunu bilmediğimiz genç arkadaşlarımızın “özgür iradeleri sonucu verdikleri bir karar mı” yoksa “sayın Yağız’ı desteklemek adına alınmış bir karar mı” olduğu da, açıklamaya muhtaçtır.
Bir genel eleştiri daha yapmam gerekirse, bu tür bildirilerin, partililere gönderme konusunda kullanılan ölçütleri, bir türlü kavrayamadığımı da belirtmek zorundayım. Partimiz adına TBMM’de görev yapan millet vekillerimizin, sadece bir kısmının, bazı demeçleri, biz partililere gönderilirken, henüz hiçbir açıklaması partililerimize gönderilmemiş millet vekillerimiz olduğunu anımsatma gereği duyuyorum. Doğrusu DSP içinde bu tür bir ayrımcılık uygulanması, hükümet etme amacında olan bir parti için, iyi bir referans olmadığını bilinmesini isterim. Henüz kendi içinde bile adalet sağlayamayan bir partinin, ülkede adaleti sağlayacağı iddiası inandırıcı bulunmaz…
Sevgili Konuralp’in ve bu karara katkı sağlayan diğer genç arkadaşlarımızın yayınladıkları bu bildirinin içeriğine gelince;
DSP’nin, yangından mal kaçırır gibi, genel başkansız, kurultay’a gitmesi, gerçekten parti içinde belirsiz bir hava doğmasına neden olmuştur. Henüz seçim yenilgisinin şokunu üzerinden atamamış bir partide, genel başkanın kendi üzerine düşen sorumluluğu tamamlamadan, partiyi, kurultaya sürüklemesi sorumsuz bir davranış olmuştur. İlk yazıda da yazdığım gibi, sayın Sezer, acele istifa etmek yerine, öncelikle parti içinde bir özeleştiri yapılmasını sağlamak ve sadece genel başkan değil, tüm kurullarıyla seçimli bir kurultay düzenlenmesi konusunda sorumluluk üstlenmeliydi. Ve kurultayda aldığı genel başkanlık görevini yine kurultayda bırakmalıydı.
Sayın Sezer’in istifa kararı, Genel Başkanlık sürecinde aldığı diğer tüm kararlar gibi, bireysel bir karardır. Sadece bu karar bile sayın Sezer’in, kolektif yönetme alışkanlığının olmadığının en açık örneğidir. Şimdi sevgili genç arkadaşlarımız, bu sorumsuzluktan, bir sorumluluk doğurmaya çalışmaktadırlar. Sevgili genç arkadaşlarımızı kaygıya düşüren, “parti içindeki belirsiz havayı” doğuran kişinin, bizzat sayın Sezer olduğu ve hiç değilse bu nedenden dolayı, bizi bu durumdan çıkaracak kişinin kendisi olamayacağını kabul etmek, basit bir sorgu ile anlaşılır olsa gerek.
Uzun bir süredir DSP içinde sayın Ecevit’in adı, sayın Rahşan Ecevit’in şikayetinde olduğu gibi, basit tekerlemeler dışında anılmaz oldu. Hiç değilse biz analım.
6 Eylül 1987 tarihinde yapılan referandumla siyasi yasağı kalkan sayın Ecevit, henüz DSP genel başkanı bile olmadan, Turgut Özal’ın 29 Kasım 1987 tarihinde yapılacağını açıkladığı, erken seçim tuzağı ile karşı karşıya kalmıştı. Turgut Özal’ın, Erdal İnönü’yü yanına çekerek gerçekleştirdiği bu zamansız seçimlerde partimiz 2 milyonu aşkın oy alıp, yüzde 8,53 oy alarak barajlardan dolayı TBMM’ne girememişti. 2,5 aylık genel başkanlığı sırasında girdiği seçimlerden % 8,5 oy alan sayın Ecevit, sadece parti başkanlığını değil, siyaseti bırakma kararı almıştı.
7 mart 1988 tarihinde yapılan kurultay’da sayın Ecevit, partililerin ölüm orucuna varan baskısına karşın geri adım atmamıştır. Kurultay’da olan eski partililerimiz anımsayacaklardır. Bir grup partili, sadece kendileri parti meclisinde yer almak adına, sayın Ecevit’i Genel Başkan adayı gösteren bir önerge hazırlayarak kulis yapmaya kalktıklarında; bunu öğrenen sayın Ecevit, Divan’dan izin alarak kürsüye çıkıp; şiddetle bu önergeyi reddetmiştir.
İşte biz Demokratik Solcuların, sayın Ecevit’ten öğrendiğimiz budur. Sayın Yağız’ın ve ardından genç arkadaşlarımızın, sayın Sezer’i yeniden aday gösterme çabaları kuşkusuz kendi inisiyatifleri ve demokratik haklarıdır. Fakat sayın Sezer’in, bu girişimden habersiz olduğu iddiası inandırıcı değildir. Üzerinden bunca gün geçmiş olmasına karşın, sayın Sezer’in halen habersiz olduğuna, istesek de, kendimizi inandıramayız…
Sayın Yağız’ın, sayın Sezer’in yeniden aday gösterilmesini isteyen ilk yazısında olduğu gibi, istifa kararını açıkladığı yazısına da şaşırdım. Aday olan birisini, Naylon Solcu ilan etmesi, kanımca hoş kaçmamıştır. Bu süreç içinde bir çok aday vardır ve olacaktır. Eğer siz bu tür isimsiz bir suçlamada bulunuyorsanız, aday olan herkesi töhmet altında bırakıyorsunuz demektir. Doğrusu, bu tür bir suçlamada bulunmamaktır ama yapmak zorunluluğu duyduysanız, doğrudan isim vererek eleştiri hakkınızı kullanmalıydınız.
Sayın Yağız açıkça yazmamış ama bu demeç için partililerin yorumu; Hedefteki ismin sayın Masum Türker olduğudur. Çünkü yıllardır parti içinde kimse sayın Masum Türker’in solcu olduğuna inanmamaktadır. Sayın Türker, her ne kadar demeçlerinde, en sol söylemleri kullanmaya özen gösterse de, parti içindeki ve hatta kamuoyundaki genel algının bu yönde olduğunu sanırım kendisi de biliyordur.
Sayın Masum Türker hakkındaki düşüncelerimi açıklıkla yazacağız kuşkusuz. Fakat daha önce sayın Yağız’ın demecini yorumlamayı bitirelim. Eğer sayın Yağız, partinin başına Masum Türker’in geçmesinden kaygı duyuyorsa, çok stratejik bir hata yaptığını söylemeliyim. Sayın Yağız açıklamaları ile sayın Sezer’i temsil etmektedir. Sayın Sezer’den kaç gündür herhangi bir itiraz gelmediğine göre, bunun aksini düşünemeyiz. Düne kadar parti içinde en güçlü görünen kişi, genel başkanlık sıfatından dolayı sayın Sezer’di. Fakat kendisine olan özgüveninden değil, yersiz güveninden dolayı, bu gücünü kaybettiği açıktır. Üstelik bırakınız kendi gücünü kaybetmeyi, rakip olarak gördüğü sayın Masum Türker’in elini çok güçlendirmiştir. Çünkü sayın Yağız’ın demeci, açık bir kaygıyı ifade etmektedir.
Sayın Masum Türker’in, yıllardır delege üzerinde çalıştığını sanırım bilmeyen yoktur. Partililerin büyük bir çoğunluğunda, sayın Türker’in, Demokratik Solcu olmadığı inancı yaygın olmasına karşın, delege açısından durum farklıdır. Aslında sayın Sezer’de bu durumu bildiği halde, Genel Başkanlığına ve yetkilerine çok güvendiği için, sayın Türker’in yıllara dayalı çalışmasını hafife almıştır.
Sayın Masum Türker hakkındaki kişisel düşüncelerim bir çok kişi tarafından sorulduğu için, yazmak gereği duyuyorum. Sayın Türker, ilk tanışıklığımızdan başlayarak, bulunduğumuz her ortamda, bana karşı olumlu övgülerde bulunmuştur. Kendisine haksızlık etmemek adına, bu tutumunu hiçbir partiliden esirgemediğini yazmalıyım. Parti içinde siyaseti en iyi bilen, parti üyeleriyle en yakın ve sıcak ilişki kuran kişinin sayın Masum Türker olduğunu söyleyerek, bizde kendi üzerimize düşen borcumuzu ödedikten sonra açık görüşlerimizi yazalım.
Masum Türker’in kendisini solun Özal’ı olarak gördüğünü biliyoruz. Ne yazık ki doğrudur. Bizim karşıtlığımızın temelinde de bu vardır. Biz Demokratik Sol Partinin, belirli bir ideolojisi ve çizgisi olduğuna inanıyoruz. Herkesin nabzına göre şerbet okuyan bir anlayışın, hiç değilse bizim gibi inançlı Demokratik Solculara şirin gelmeyeceğini, sayın Masum Türker’de, kabul edecektir.
Sayın Türker’in aşırı esnek çizgisi, bizim doktriner solcu anlayışımızla uyuşmaz. Yukarıda yazdığım gibi, parti içinde en sol söylemleri kendisi söylediği halde, partililer ve kamuoyu, kendisini solcu değil liberal bulmaktadır. Bir sol partinin değil de, sağ bir partinin başkanı olsa, kamuoyundan büyük ilgi göreceğinden de eminiz. Fakat sol kamuoyu, kendisini lider olarak kabul etmez. Bu sözlerimizin sayın Masum Türker için, genel başkan adaylığından caydırıcı etki yaratmayacağını biliyorum. Siyasette açıklığa inanan bir kişi olarak, bir çok kişiye sözlü olarak ifade ettiğim görüşlerimi yazılı olarak bildirme zorunluluğu duyduğum için yazıyorum.
Bizim görüşlerimizin sadece sayın Türker için değil, sayın Sezer içinde bir şey ifade etmediğini biliyoruz. Fakat biz iyimserliğimizi koruyarak yazalım. Gerçekçi olmayan politikalar, istenilmeyen sonuçlar doğurur. Sayın Sezer’in, işleyen süreci kendi lehine çevirmesi artık olanaklı değildir. Eğer gerçekçi olmayan bu tutumunda ısrar ederse, korkarım sadece kendisinin değil, parti tabanının büyük çoğunluğunun en istemediği sonuç gerçekleşecektir. Sayın Sezer, DSP’nin, Demokratik Sol olarak kalması konusunda içtenlikse, liderlik sevdasından vazgeçip, ortak bir aday çıkarma konusunda, sayın Rahşan Ecevit’ten başlayarak, partililerle görüş alışverişi içine girmelidir.
Saygıyla
Taşkın Eslek
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Asrın Hukuk Bürosundaki Anlaşmazlıklar |
İmralı’da yaşamını sürdüren Öcalan’la dış dünyanın irtibatını sağlayan, Öcalan’dan aldıkları bilgi ve talimatları taşıyan ve ilgili yerlere ileten, hatta örgüt adına kuryelik bile yaptıkları bilinen avukatların, dış dünyaya verdikleri birlik izlenimi yanında aslında hiç de olumlu ilişkiler yaşamadıkları bugünlerde gündemi meşgul eden haberler arasında yer alıyor. |
| Devamı... |




