1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

DSP Üzerine Eleştiriler-1

Yazdır E-posta

Taşkın Eslek - 22 Nisan 2009

DSP Genel Başkanı sayın Zeki Sezer,  29 Mart 2009 yerel seçimlerinde, parti örgütünün beklentilerini karşılayacak, bir oy oranı elde edilemediği için istifasını sunmuştur. Sayın Sezer’in istifa kararı doğru, izlediği yöntem ise yanlıştır.

Açık yüreklilikle yazmam gerekirse, beni en çok şaşırtan, sayın Sezer’in, Genel Başkanlıktan istifa etmeyi göze alabilmiş olmasına karşın, partiyi demokratikleştirmeyi göze alamamasıdır.  Sayın Sezer, genel başkanlığı sürecinde, kendi kişisel başarı ve kariyer beklentilerini, parti politikaları ve parti çıkarlarının üzerinde tutmuştur.

Gerek 22 Temmuz 2007 seçimlerinde, gerekse 29 Mart 2009 seçimlerinde izlenen seçim stratejileri, DSP politikalarının çok uzağındadır. 4,5 yıl süren Genel Başkanlık sürecinde, her ne kadar çok çalışan bir genel başkan portesi çizmeye çalışsa da, gerek parti içinde, gerekse kamuoyunda ne istediğini bilmeyen ve ne dediği anlaşılmayan bir genel başkan izlenimi bıraktığını, açık bir eleştiri olarak yazma zorunluluğu duyuyorum.

Sayın Sezer hakkında yazılabilecek bir çok eleştiri noktası olmakla birlikte, partimizin genel başkanlığını yapan birisi hakkında daha ağır eleştirilerde bulunmayı, parti disiplinine inanan birisi olarak, uygun bulmuyorum. Düşünce ve tutumlarını yanlış bulmama karşın, partimiz için emek vermiş ve istifa kararı ile birlikte partililiğini sürdüreceğini açıklamış bulunan sayın Sezer hakkında daha fazla eleştiride bulunmayı, içinde bulunduğumuz süreç açısından artık yersiz buluyorum. Biz demokratik solcular için, kişisel eleştiriler değil, düşünsel eleştiriler ön planda olmalıdır.

Sayın Sezer’in  istifa sürecinde izlediği yöntemi neden yanlış bulduğumu da açıklayarak bu konuyu kapatayım. Sayın Sezer, her ne kadar sayın Ecevitlerin işareti ile de olsa,  Genel Başkanlık görevini, Kurultay’da devralmıştır. Bu nedenle görevini, parti örgütüne açık hesap vereceği  kurultayda bırakması, daha saygın bir davranış olurdu. Sayın Sezer, genel başkanlık görevini bırakmadan, demokratik bir kurultay düzenlenmesi için etkin bir rol üstlenmeli ve kendi çalışma arkadaşlarını da yeniden görev almama konusunda ikna etmeliydi. İstifa etmiş bulunduğundan, Genel Başkanlığı, Kurultaya kadar sürdürme şansı yok ama çalışma arkadaşlarını yeniden görev almamaları konusunda ikna  için, halen şansı olduğunu düşünüyorum.

DSP,  Mayıs ayı içinde bir kurultay süreci yaşayacak. Bu süreç içinde ister istemez farklı düşünce ve eylem biçimleri izleyeceğiz. Şu an kimin, ne planladığını bilmek, hiç değilse benim gibi siyasetin sadece mutfağında kalmaya özen gösteren birisi açısından kolay değil.  Bu tür bir kurultayda, zihinlerin partimizin nasıl bir politika izlemesi gerektiği üzerine değil, kurultayı kim veya kimler nasıl kazanır üzerine kilitleneceği açıktır.

Doğrusu yapılacak olan bu tür bir kurultayın, yangından mal kaçırırcasına, partililerin bir özeleştiri bile yapmasına olanak tanınmadan yapılmış olmasını doğru bulmuyorum. Henüz genel başkan adayları bile ortaya çıkmış değil ama kanımca kurultayda seçilecek genel başkanın, partimiz adına bir ivme sağlaması zaten olanaklı olmayacaktır. Ahmet gitmiş, Mehmet gelmiş, bunun seçmen açısından bir önemi olduğunu sanmıyorum.

Mevcut siyasal düzen içinde, DSP’nin bu anlayışı ile kalıcı bir başarı sağlaması olanaklı değildir. DSP, sayın Ecevitlerden sonra hızla, diğer partilerin kötü bir taklitçisi olmayı sürdürmeye çalışmaktadır. Gerçekçi olmak gerekirse, bu tür kimliksiz ve kişiliksiz bir anlayışla, diğer partilerle yarışmak kolay değildir. Her ne kadar kamuoyunda çok parası varmış gibi gösterilse de, DSP’nin maddi varlıkları, sayın Sezer yönetiminin, har vurup harman savrulan politikaları nedeniyle,  diğer partilerle kıyaslanamayacak kadar azdır.

Sayın Ecevitlerin, baba mirası evlerini satarak kurdukları, hediyelik eşyalar satarak yaşattıkları DSP, yeni yönetim döneminde,  Genel Merkez yöneticilerinin ve örgütün, elini cebine atmadığı bir parti haline getirilmiştir. Doğrusu, sayın Sezer’in ve parti meclisi üyelerinin ve bu yönetim döneminde görevde tuttukları il ve ilçe başkanlarının, bu süreç içinde partimize makbuz karşılığı bir bağış yada üyelik aidatlarının bulunup bulunmadığını çok merak ediyorum. Bu sorumun, yanıtını yüreklice ve herkes tarafından anlaşılacak bir açıklıkla verebilecek birisi olup olmadığını ise, daha çok merak ediyorum.

Dışarından gözlemeyebildiğim kadarıyla, mevcut yönetim, il ve ilçelerde,  kendisine bağlı kadroları kaybetmemek adına, parti içinde bir sadaka düzeni oluşturmuştur. Her bir etkinlik için, daha da acısı kendi il ve ilçe kiraları için bile,  Genel Merkezin eline bakan, il ve ilçe yönetimlerinin, siyasette başarılı olması zaten beklenemezdi. Eğer o paralar gönderilmezse, bir çok il ve ilçenin kapalı kalacağını ileri sürerek yapılacak bir savunmanın şık olmayacağını söylemeliyim. Asalakla birlikte particilik oynamak yerine, az sayıda da olsa, dürüst, onurlu ve yürekli demokratik solcularla, siyasi mücadele yapmak tercih edilmeliydi.

Sayın Ecevitlerin olmadığı süreçte, parti içinde kendimi çok yalnız hissettiğimi açıkça itiraf etmeliyim. Sadece seçim başarısına odaklanmış kısır bir anlayışın, siyasetten kişisel beklenti duymayan kitleler için bir anlam ifade etmeyeceğini, bu tuzağa düşen partili dostlara anlatmanın neredeyse olanaksız olduğunu görüyorum. Ülkemizde siyaset ortamı, böylesine büyük bir kirlenmişlik, öylesine bir toz duman içindeyken, bizim cılız sesimizi duyan olmayacaktır kuşkusuz.

Doğru olanın değil, güçlü olanın haklı sayıldığı, meşrulaştırıldığı bir siyasal ortamda, izlediğimiz yöntem akılcı sayılmasa bile, biz doğru bildiklerimizi söylemekten vazgeçmeyiz. Ne parti içinde ne de siyasi yolla gelinebilecek bir görev ve makam beklentimiz olmaması, bu uğurda işimizi kolaylaştıran en büyük etkendir. Yanlış anlaşılmak istemem. Siyasi mücadele içinde olan kişilerin, bir göreve, makama talip olması doğal olduğu kadar meşru bir görevdir. Siyasal partilerin temel işlevlerinden birisi siyasal kadrolar devşirmektir. Fakat bu tür bir arayışta olan kişilerin, inandıklarını yüksek sesle ifade etmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Siyasi  parti içinde, bir göreve gelmek için, ister istemez farklı düşüncelerde olan kişilerle, sessizlik üzerine bir uzlaşı sağlamak zorundasınız.

Biz, bunu beceremeyeceğimiz yada bir görev ve sorumluluk üstlenmek yerine işin kolayına kaçmak adına, nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin,  düşüncelerimizi, partili dostlarla  açıklıkla paylaşmayı sürdüreceğiz.

Daha fazlasına ne zamanımız ne de enerjimiz var zaten…

Saygıyla.
Taşkın Eslek

 

Seçme Haber

Dindar Nesiller Yetiştirmek…?!

Evet ! Sn.Başbakanımız dindar nesiller yetiştireceğiz demiş...  Ateist nesiller mi yetiştirelim diye sormuş...  Sanki bunun aksi ateist nesiller yetiştirmekmiş gibi ... Aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmeğe ne oldu?

Devamı...