1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Diyasporanın Zaferi

Galip Baysan - 26 Aralık 2011

DİYASPORANIN ZAFERİ

Bu günlerde eski öğrencilerimden ard arda aldığım mesajlar hep aynı konuda şikâyetler, Ermenilere Fransız Meclisine ve özellikle Mösyö Sarkozy’ye rahmet okumakla doluydu. Bu koroya siyasilerimiz, basın yayın dünyamızın seçkin isimleri de katılınca Türk kamuoyunda birdenbire bir panik, bir nefret fırtınası yayılır gibi oldu. Bu arada biz de 50 yıldır bu işin içinde olmamıza rağmen, 1915 olayları için kamuoyunu aydınlatma konusunda yeterli ölçüde gayret göstermemekle suçlanır gibi imalara muhatap olduk. Ne diyelim,  öyle sarhoş günler geçiriyoruz ki, eline üç kuruşluk güç geçiren tarihimize, geçmişimize sövüyor ve bu sövgü ne kadar yüksek perdeden yapılırsa iftira ve küfür sahibi o kadar yüksek mevkilere getiriliyor, itibar ve destek görüyor.

Mesela Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun başına getirilen, kalemiyle Atatürk, cumhuriyet ve Türk Ordusuna adeta bir düşman gibi saldırılarda bulunan bir kişinin Cumhurbaşkanı tarafından belirli bir irticai amaca hizmet ettirilmek için atanması, eminiz ki Cumhuriyet tarihinin en talihsiz atamalarından biri olarak anılacaktır. Şike kanununu kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor iddiasıyla geri çeviren Türkiye Cumhurbaşkanı acaba bu ve benzeri ödüllendirme atamalarının kamuoyunu rahatsız edeceğini neden düşünemiyorlar? Keza Başbakanımız yeni kurulmuş ve Osmanlının çok dinli, çok ırklı topluluğundan bir ulusal devlet yaratmaya çalışanlara karşı başlatılan bölgesel bir isyanı bastırma hareketini sırf o dönemi kötülemek amacıyla bir soykırım olarak tanımlaması nasıl açıklanabilir?

Sakın kimse bu nerden çıktı demesin? Her şey sanki domino taşları gibi birbirine bağlı olarak ve bize göre yarı bilinçli yarı bilinçsiz olarak yıkılıyor. Geçmiş yazılarımızı hatırlayanlar Ermeni meselesinde ne kadar çok ısrar ettiğimizi, bunun ilerideki yıllarda Ulusumuzun karşısına büyük bir bela olarak çıkarılacağını, bu konuda gençlerimizi bilinçlendirme mecburiyetinde olduğumuzu o kadar çok yazdım, söyledim ki inanılmaz. Ama ne yazık ki yazdıklarımızın yeterli ölçüde okunduğundan bile emin değiliz. Bizler yüzbinler satan basın yayın organlarının bol paralı yazarlarından biri değiliz. Yazılarımızı gönüllülük esasına göre sadece ulusumuzun menfaatlerini korumak amacıyla ve okuryazar gençlerimize üzerimizdeki bilgi ve tecrübeyi aktarabilmek için yazıyoruz. Okurlarımız onlar ve onların yazılarımızı ulaştırabildiği kişilerdir. Okuryazar diyoruz çünkü bu günlerde herkes, tıpkı sayın büyüklerimizin itiraf ettiği gibi okuyarak öğrenmeyi değil de sadece çevresinden dinlediklerine inanmayı tercih ediyorlar. Bu da gerçeklerden ziyade hayali uydurmaların öne çıkmasına sebebiyet veriyor Fransız Parlamenterlerin yaptığı da bundan başka bir şey değil.

Birkaç gündür ünlü TV’lerde bu konuda yapılan tartışmaları izlerken yapılan bazı konuşmalar ve değerlendirmeler insanın tüylerini diken diken ediyor. Soykırım bizim milli kültür anlayışımızın bir parçasıymış da, 1896 ve 1915’te Ermenilere Soykırım uygulanmış, 1919-1922 arasında soykırım devam etmiş, daha sonra 1925 ve 1938’de Kürtlere karşı uygulanmış, daha sonra da Maraş’ta devlet hep katliam yapmış. Bu arada bir Allah’ın kulu da çıksın “ İyi be kardeşim biz çok kötüyüz de neden 624 yıllık bir hâkimiyet döneminde neden imparatorluğun her tarafında Gayrimüslimler Müslümanların birkaç misli üremişler diye sormuyor. Bu kadar uzun süre Türk kültürü egemenliği içinde Yunanlılar nasıl bu kadar Yunan, Bulgarlar nasıl Bulgar, Ermeniler, Sırplar nasıl böyle sine uzun ve soykırımlarla dolu bir dönemden sonra hala Ermeni, hala Sırp olarak kalabilmişler? Türk ve Müslümanların fakirliğine karşı bunlar nasıl böylesine zengin ve refah içinde yaşayabilmişler?   Amerika’yı işgal eden Avrupalılar, bırakın 600 yılı 2-3 yüzyıl içinde toprakların gerçek sahibi Amerikan yerli ırklarını birkaç yüz milyondan birkaç yüz bine indirecek şekilde soykırıma uğratırken, Osmanlı topraklarında yaşayan Gayrimüslimlerin bu kadar mutlu, bu kadar refah içinde çoğalmaları nasıl izah edilebilir?

Şimdi yeniden esas konumuza dönelim. Böyle karışık ortamlarda nedense her şeyi bilen bilge insanlar birdenbire çoğalıyorlar. Burada en önemli olan husus olayın Ermenilerin iddia ettiği gibi bölgede yaşayan Ermeni halkını bilinçli bir şekilde yok etmeyi amaçlayan bir soykırım mı olduğu? Yoksa Dünya Savaşı sırasında Muharebe bölgesinde yaşayan ve her türlü şekilde Düşman Ordularına yardım etmeyi amaç edinmiş, Türk Ordusunun yenilgisine sebebiyet veren bir halkın başka bir bölgeye göç ettirilmesi olayımıdır? Dinlediğimiz kadarı ile daha şimdiden zannederiz ki Batıya şirin görünmek isteyen veya Fransa’ya yapmayı düşündükleri gezilerde başlarının belaya girmesinden korkan bazı konuşmacılar 1915 olaylarını ulusça utanç duyulacak bir olay gibi göstermeye çok hevesliydiler. Bu tiplerin önümüzdeki dönemde daha çok artacağından kimsenin şüphesi olmasın. 

Bu güne kadar Ermeniler hep mazlum ve hep gadre uğramış bir toplum olarak gösterildi. Tıpkı son günlerin moda anlayışı Dersimliler gibi onlar da kuzu kuzu oturmuş, hatta bölgede savaşan Türk Ordusuna ve iyi bir yurttaş olarak bölge halkına yardım bile etmişlerdi? İsyan mı? Bu iddialar Türklerin uydurduğu hikâyeler, gerçekleri saptırma gayretlerinden başka bir şey değildi? Daha da ilginci aynı yıl, aynı aylarda bölgede yaşayan Türk ve Müslümanlar biri Mart diğeri Mayıs ayında olmak üzere iki defa topluca zorunlu göçe tabi tutulmuşlardı. 1915 yılının Mart ayında Rus Komutanlar Türk Ordusuna destek verecek düşüncesi ve Gürcü ve Ermenilerin şikâyeti üzerine bölgede yaşayan 100.000 civarında Türk ve Müslüman halkı Türk hududundan içeri, mayın tarlalarının üzerine sürmüşler çok sayıda ölüm ve yaralamalara sebebiyet vermişlerdir. Hükümet bu olaydan o kadar büyük rahatsızlık duymuştur ki Ermeni göç olayı tartışılırken Harbiye nezareti Ermenileri tıpkı Rusların Türklere yaptığı gibi Rus Hududundan içeri sürülmesini teklif etmişti.

Diğer zorunlu göç olayı 1915 Mayıs ayının ilk haftasında Van Bölgesindeki Ermeni isyancılarının durdurulamaması ve büyük kıyımlar yaşanması sonucu, Van Valisi, Van İli Bölgesinde yaşayan Türk ve Müslümanların tahliyesine karar vermiştir.  Ermeni kayıtlarına göre Amerikan Kilisesinin himayesinde son 1500 Türk kalana kadar yüzbinlerce insan bölgeyi, Ermeni baskınları ile büyük zayiat vererek göçme mecburiyetinde bırakılmışlardır. Bir hafta geçmeden Van şehri Ermenilerin zafer alayları ile Ermeni İsyancıları tarafından Rus birliklerine teslim edilmiştir. Bakın bu basit bilgiler bile bölgedeki savaşın sadece Rus Ordusu ile değil Türklerle Ermeniler arasında yapıldığının en net ifadeleridir. Ermeni taraftarı yazarlar Türklerin Zorunlu göçe tabi tutulması olayına hiç temas etmezler. Gelişmeleri dış kaynaklardan izlemeyi meziyet sanan bazı yerli yazarlar da bu olaya gereken önemi göstermezler ve böylece zavallı mazlumların acıları sırf Türk ve Müslüman oldukları için yapma tarihin derinliklerinde kaybolur gider.

Fransa devlet başkanı Ermeni dostu Sarkozy’nin davranışı bizi hiç şaşırtmadı. Zaten adam Türkiye ve Türkler hakkındaki görüşlerini AB’ye katılma konusunda, gayet çirkin ve gayet kaba ve taraflı bir şekilde belirtmişti. Burada en önemli olan husus hatanın sadece Sarkozyde ve yasa teklifini hazırlayan Halk Hareket Birliği (UMP)’nin milletvekili Valerie Boyer’de olmadığıdır. ülkesini menfaatlerini cesaretle koruyacak kadar saygın bir davranış göstermekten uzak kalmayı tercih eden Fransız Parlamenterlerindir. 527 milletvekili oy hesabı veya belaya bulaşmama düşüncesiyle oylamadan kaçmış ve meydanı yasak 50 kişilik Ermeni taraftarlarına bırakmıştır. Bu her halde Özgür demokratik düzene sahip olduğunu iddia eden ülkelerin bir oylama oyunu olmalı.   

Bakıyorsunuz Amerikan Parlamentosunda Ermeni kulisi faaliyetleri sonucu Türk- ermeni ilişkilerini ilgilendiren bir oylamaya sınırlı sayıda parlamenter katılıyor. Saatler süren oylamada oylar Türklerin lehinde iken oylama sonlandırılmıyor. Saatler sonra kim bilir hangi avantajlar sağlanarak oylamaya getirilen bir-iki kişinin katılımıyla oylar Ermenilerin ve onların hizmetindeki Başkanın istediği gibi değiştiği anda oylama sona erdiriliyor. Bir başka gün 3 kişinin katıldığı bir toplantı yapılıyor ve 1 oya karşı 2 oyla Türkiye’yi rahatsız edecek ve Ermenileri mutlu edecek bir karar alınabiliyor.

2001 yılında Fransız Meclisinde 1915 olaylarını Ermeni Soykırımı olarak kabul eden kararı tıpkı son toplantıda olduğu gibi sadece Ermeni sempatizanı milletvekillerinin katıldığı, 51 kişilik bir toplantıda oy birliği ile alınmıştı. O zamanki Başkan Jack Shirak da yaklaşan seçimi bahane ederek bütün uyarılara rağmen yasayı imzalamakta tereddüt etmemişti. 10 sene sonra aynı oyunun değişik aktörlerle aynen uygulanması düşündürücü olmak bir yana bu ilkel ırkçı ve dinsel yaklaşım oyunları 2011 yılının Avrupası için utanç verici ve tiksindiricidir. Bu oylamada Asıl suçlular toplantıya katılanlardan çok Parlamentonun yaptığı böylesine çirkin bir toplantıya katılmaktan çekinen ve uluslarının menfaatini kollamaya yemin etmiş ama şu veya bu nedenle bile bile görevini yapmaktan kaçmış 500 küsur milletvekilinindir. Bu siyasi kabalığın iki ülke Halkı üzerinde yarattığı ve yaratacağı hasarı önlemek de onların görevi olmalıdır. Biz gerçek bir medeni ve demokrat parlamento üyelerinin dinsel koruyuculuk yeleğini bir tarafa koyarak tarihi gerçeklerin ışığında, bu ırkçı anlayışı reddedecek bir tutum izleyeceklerine inanmakta devam ediyoruz.

Dr. M. Galip Baysan

 

 

Seçme Haber

Demokrasi Getirmek

ABD, nükleer silah bulundurduğu gerekçesiyle Irak’a girdi. Bulamayınca bu sefer “Demokrasi getireceğim” dedi, 1 milyona yakın insan, hayatını kaybetti ve sonuçta Irak ikiye bölündü.

Devamı...