1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Gerçek Kahramanlar - Hainler

Galip Baysan - 25 Kasım 2011

GERÇEK KAHRAMANLAR- HAİNLER

 

24 Kasım 2011 günü, Başbakan Tayyip Erdoğan AKP Meclis üyeleri ile yaptığı toplantı sırasında Dersim İsyanı hakkında konuşurken öyle hatalar yaptı ki inanılmaz. Başbakan Türk tarihinin tatsız olaylarından birini, zannederiz ki biraz oy kaygısı, biraz Atatürk Dönemini lanetleme arzusu, biraz Kürt ırkından gelen Türk vatandaşlarına şirinlik yapma isteği, biraz da Başkanı Dersimli olan Ana Muhalefet Partisini hırpalamak amacıyla uzun bir konuşma yaptı. Onu dinleyen AKP Milletvekilleri ve parti üyeleri ne hissettiler bilemem ama bu konuşmalar sırasında verilen tarihi bilgiler bizim tüylerimizi oldukça derinden ürpertti.

 

Dersim İsyanı nedeni ile bölge halkından özür dilemesi sorumluluk mevkiindeki bir siyasetçinin kendi bileceği iştir. Genel bir değerlendirmeyle bir büyüklüktür, asilce bir davranış kabul edilebilir. Ama eğer bu özürü kendi adına değil de Devlet adına yapıyorsa bu özürün enine boyuna düşünülmüş, parti meclisinde, Bakanlar Kurulu ve en önemlisi Milli Güvenlik Kurumunda tartışılmış ve karara bağlanmış olması gerekir. Gelişmelerin böyle olduğundan şüpheliyiz. Dersimi bahane ederek Atatürk dönemini kötülemek isteyenler her şeyden önce olayın bir İsyan, daha doğrusu 1. Dünya savaşının sonundan itibaren özellikle düşman ülkelerce tezgâhlanmış bir seri isyanların devamı olup olmadığını tespit etmelidirler. Sonra, acaba neden konuşmacılar isyan sırasında öldürülen Türk Askerlerinden bahsetme gereği duymuyor, onlar için ağlamıyorlar da, zorunlu göçe tabi tutulmuş, ailelerini kaybetmiş talihsiz yurttaşlarımızım acısını gündeme getirerek gözyaşı dökmeyi marifet sayıyorlar. Bir de çok enteresandır, harekatın ilk safhasında Başbakan olan İnönü aleyhinde destanlar düzülürken, gerçek sorumlu Başbakan olan Celal Bayar’dan neden bahsetmiyorlar.?

 

Bizi en çok rahatsız eden bir konu da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının İstiklal Mahkemelerinden birinin üyesi, Atatürk’ün en yakın çevresinden Ali Çetinkaya veya Kel Ali olarak ünlenmiş Milletvekilinden bahsediş tarzı oldu, hele bunu isim yapmış bir din adamını mahkûm eden kişi olarak lanse etmesi üzücüydü. Tabii bildiğimiz çizgiden şaşmadan askerleri ve dönemin siyasilerini yermek isterken, din adamlarını saygın bir yere oturtmak amacını taşıyor olmalıydı. Olayları 2011 yılının getirdiği rahat ve mutlu ortamı içinde değerlendirmek yanlıştır. Bu gün bir din adamını mahkûm ettiği için yerden yere vurmak istediğiniz bu insanlar inanılmaz derecede bir baskı, ihanet ve mücadele ortamınca test edilmiş ve değerlendirilmiş insanlardır. Bu gün size onların yaşadığı zorluklardan kısa bir bölümü sunmak Dersim Olayı dâhil bu dönemdeki olayları daha gerçekçi bir değerlendirmeye tabi tutmanıza yardımcı olmak istiyoruz.

 

İzmir işgal edilirken Harbiye Nazırı Şakir Paşa idi. 15/16 Mayıs 1919 gecesi kabinenin istifası suretiyle Şakir Paşa çekilmiş, yerine Şevket Turgut Paşa(1) getirilmişti. Şevket Turgut Paşa, ilk iş olarak Batı Anadolu’daki krize bir çare aramış ve dağılan birliklerin toparlanması görevini Abay Bekir Sami’ye vererek onu 56’ncı Tümen Komutanlığına ve dağılmış olan 17’nci Kolordu Komutan vekilliğine atamıştır. Ayrılırken çekmecesinden çıkardığı 1000 lirayı ilk masrafları karşılaması için vererek; şu anlamlı sözlerle ona veda etmiştir: “Haydi oğlum, vatan neyi emrederse onu yap. Vatanın emrini yapanlar, her yerde aziz ve mübarek olurlar. Sen de aziz ve mübarek ol.” (2)

 

Aynı günlerde Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa (Çobanlı) Sadrazam’ın yanından birlikte ayrıldıkları Mustafa Kemal Paşa’ya “Bir şey mi yapacaksın Kemal?” diye soruyor ve aralarında şu kısa konuşma geçiyordu:

 

- Evet, Paşam, bir şey yapacağım.

- Allah muvaffak etsin.

- Mutlaka muvaffak olacağız efendim. (3)

 

İzmir’in işgali ile aynı anda bir General Anadolu’nun doğuşuna doğru koşarken bir Albay’da Ege Bölgesine doğru yola çıkıyordu.

 

Ege bölgesindeki komutanlardan İzmir’deki Kolordunun diğer tümeni olan 57’nci Tümen Aydın’da bulunuyordu. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker) kendi inisiyatifini kullanarak bütün birlikleri uyarmış, “Yunan ilerleyişi karşısında dağınık birliklerin alay merkezlerinde toplanmasını, gerekirse çarpışmak pahasına silahlarını hiçbir şekilde terk etmemelerini, namusun ve askeri vazifenin tamamen uygulanmasını” emretmiştir.(4)

 

Aynı anda bir diğer Albay, Köprülü Kazım (Özalp) Bey de (Şarköy’deki 60. Tümenin komutanı) İzmir’de izinli bulunurken acı gelişmelere şahit olunca İzmir’i terk ederek 22 Mayıs’ta Bandırma’ya gelmiş, Albay Bekir Sami Bey’le birleşmiştir. Birlikte tekrar Akhisar’a dönerek milli mukavemet hareketini organize etmek istemişlerse de, başarısız olmuşlardı. Bunun üzerine Kazım Bey İstanbul’a giderek harbiye Nazırı Cevat Paşa’dan Yunanlılarla dövüşmek üzere Bandırma’daki 61’nci Tümen komutanlığını istemiş ve bu göreve atanınca da süratle yeniden Bandırma’ya dönmüş ve 18 Haziran’da Bergama’da karargâhını kurmuştu.(5)

 

Yunanlılar İzmir’e çıkarken Ayvalık’a ayrı bir önem vermiş, İngiliz ve Yunan savaş gemileri desteğinde takviyeli bir tabur kadar kuvvetle, 26 Mayıs’tan itibaren Ayvalık’ı işgal teşebbüslerini başlatmışlardır. Ayvalık’taki 172’nci Alay 24 subay ve 150 erden müteşekkildi.  Bölge halkı tarafından 300 gönüllü Milisle takviye edilen bu alayın komutanı Yarbay Afyonlu Ali (Çetinkaya) Bey’di.(6)  Yunanlıların ellerinde esir bulundurdukları 56’ncı Tümen komutanı vasıtasıyla alayın durumunu öğrenmek için gönderttikleri aldatıcı mesaja şu cevabı vermiştir: “Alayın her bir ferdi, demirden bir kale gibi yerinde sabittir. Her türlü hıyanet ve hareketlere mukabeleye hazırdır. Büyük bir hamiyet ve fedakârlık duygusuyla dolu bulunan alayım ve mıntıkam dâhilinde bulunan millet efradı adına arz ederim”. (7)

 

İşte Ege bölgesinde ilk milli mukavemet hareketi; 29 Mayıs 1919 günü sabaha karşı başlayan çıkarma sonucu Ayvalık kuzeyindeki tepelerde, burayı işgal eden Yunan birlikleri ile Ali Beyin emrindeki küçük bir Türk müfrezesi arasında başlamış (8) ve o güne kadar hiçbir ciddi direnç görmeden ilerleyen Yunan birlikleri duraklamak zorunda kalmışlardır. Yani Başbakanımızın yergi ile bahsettiği Kel Ali Batı Anadolu’da ilk askeri çatışmayı kendi insiyatifi ile başlatan bir Milli Kahramandır.

 

Aynı günlerde, 29 Mayıs günü Ödemişliler Kaza Jandarma komutanı Yüzbaşı Tahir etrafında toplanarak “Ödemiş Kuvayı Milliye Müfrezesi”ni kurmuş ve bu müfreze ile Ödemiş’i almak üzere, 1 Haziran sabahı taarruza geçen Yunan Evzon taburuna karşı savaşı (ilk kurşun muharebesi ile) başlatmışlardır. (9)

 

Bütün bu olumlu görünen gelişmelere rağmen Ege’de Milli Mücadele çok zor başlamıştır. Bu mücadelenin lokomotifleri ordu birlikleri, Egeli (Muvazzaf ve Yedek) subaylar olmuş, münferit ve koordineli her türlü hareketin içinde yer almışlardır. Ancak, savaş halkın savaşıdır. Halkın katılımı her şeyden önce gelmektedir. Fakat halk; çok değişik faktörlerin, özellikle işgal güçleri kontrolündeki İstanbul Hükümetinin ve yerli Hristiyanların vaatleriyle etkilenmiş bir durumdaydı. Bunun için subayların ve kendi aydınlarının sözlerine pek değer verme eğiliminde görünmemekteydiler. İttihatçı düşmanı Hürriyet ve İtilafçılar ve aciz idare amirleri halk arasına şu rivayetleri yayıyorlardı:

 

- İzmir’de silah patlamasa idi bu facia olmazdı.

 

- Yunan işgali geçicidir.

 

- Padişah Yunanlılarla harp etmeye taraftar değildir.

 

- Asker kaçıyor, 5-10 silahlı ile memleket savunulamaz.

 

- Subayların lafına aldanmayınız. Onların bir dikili ağacı bile yok. Sizi yeni bir maceraya sürüklemek istiyorlar. (10)

 

- Menemen işgal edilirken hiçbir çarpışma olmadığı gibi, yerli Rumlarla kasabanın bazı ileri gelen Türkleri, önlerinde gayet büyük bir Yunan bayrağı olduğu halde, düşman kuvvetlerini kasabanın dışında karşılamışlardı.(11)

 

Egede milli mücadeleyi başlatmak için yola çıkan Bekir Sami bey ilk ayak bastığı Bandırmanın bile Yunan Bayrakları ile donatıldığını görünce silahını kullanarak şehri yeniden Türk bayraklarına kavuşturabilmişti.

 

Kemal Tahir; Albay Bekir Sami’nin Akhisar’a geldiği andaki durumunu şöyle nakletmektedir:

 

“Lokomotif, Akhisar istasyonunda durduğu zaman burası Yunan bayraklarıyla doluydu ama ortada Rum istasyon şefinden başka kimse yoktu.

 

İstasyon şefi subayları ayrı ayrı tepeden tırnağa süzmüş, kılıklarını hiç beğenmemiş gibi suratını buruşturmuştu.

 

- Manisa’dan ne haber?

 

- Manisa müftüsü İzmir’deki Yunan komutanından kasabada kötülük çıkmasın diye asker istemiş.

 

- Gelmiş mi asker?

 

- Dün gece… Şimdiye kadar buraya gelmeleri lazımdı ama bilmem ki nerede kaldılar? Karşıcı çıkardık. Yol boyunca köyler salıvermiyormuş… Rum köyleri değil haaa… Türk köyleri, Türk…”(12)

 

“Akhisar kasabasında İzmir yoluna kurulmuş derme çatma taklar, boyalı kâğıtları paçavraya dönmüş, mavili aklı yabancı bayraklar... Sokak gittiği yere kadar bu bayraklarla süslüydü. Hangi evlerin Türk, hangi evlerin Rum olduğu ayrılamıyordu. Rumların artık Türklerden korkmadıkları için, bu alacalı bezleri asmaları ne kadar iğrençse, Türklerin korktukları için aynı işi yapmaları da o kadar iğrençti.” (13)

 

Bununla da kalınmaz. Bekir Sami Bey ve yanındaki subaylardan kasabayı terk etmeleri istenir ve “Savaşmak isteyen kendi sılasında savaşsın”(14) diyerek onları yalnız bırakırlar.

Aydın esnafının direnmeye teşvik eden subaylara verdikleri cevap şöyleydi: “Siz buraya gelmişsiniz, topal eşekle kervana karışmak istiyorsunuz. Elinizde neyiniz var? Karşısına çıkacağınız kuvveti biliyor musunuz? Topla, tüfekle gelen, İzmir’i zapt edip Aydın’a, Manisa’ya, Ödemiş’e, Salihli’ye vesair istikametlere doğru ilerleyen koca bir orduya karşı elinizde bir kını kırık tüfeğiniz bile yok. Biz bu durumda bir şey yapamayız. Ortada bir hükümet var. O bir şey yaparsa yapar. Yapmazsa bizden bir yardım beklemeyin. Biz bir şey yapamayız ve istediklerinizi de veremeyiz. Nereden geldiyseniz oraya dönün. Bizim de başımızı belaya sokmayın”.(15)

 

Manisa’dan ayrılırken 59’ncu Topçu Alayının hareket kabiliyeti kalmayınca, depo müdürü olan subay, halktan yardım sağlayarak topları insan gücü ile şehir dışına çıkarıp kurtarmaya çalışmışsa da, Manisa’daki İngiliz temsilcisi ve daha acısı Manisa Mutasarrıfı Hüsnü Bey’in, Türk subayını ve yardım eden halkı tehdit ederek, topların kurtarılmasına imkân bırakmamıştı.(16)

 

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Batı Anadolu’nun savunmasında temel direkleri oluşturan komutanların olağanüstü çabaları neticesinde Kuvayı Milliye Teşkilatı fikri, bütün batı Anadolu’da benimsendi ve gittikçe büyüdü. “Yunan davranışlarına şahit olan ve işgaller karşısında hicret edemeyen ihtiyar ve malul Türklerin, bataklıklara atılmak suretiyle imha edildiklerini gözleriyle gören halkın milli duyguları için için şahlanmaya başlamıştı”. (17) Her yerde ortaya çıkan çeteler ve efeler ordunun yanında yer almaya başladılar. (18)

İşte gerçek kahramanlarla başta İstanbul’un Halife ve Şeyhülislamına bağlı din adamları olmak üzere onları durdurmaya çalışan vatan hainlerinin hikâyesi böyle başlıyordu.

 

DİPNOTLAR:

(1)Şevket Turgut Paşa, 31 Mart Vak’ası sırasında Edirne’den katılan birliklerin komutanı idi. İstanbul’da hükümetin o günlerdeki durumu için bknz. Refik Halit Karay,Minelbab İlelmihrab

s. 113-127( İnkılap ve Aka Kitabevi , İstanbul-1964)

(2) Türk İstiklal Harbi II/I, s.67, 70

(3  Utkan Kocatürk :Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü., s.80 (İş Bankası-1991)

(4( İbrahim Artu:, Kurtuluş Savaşı Başlarken, s.89( İstanbul- 1987 )

(5) Kazım Özalp: Milli Mücadele 1919-1922, C-I, s.4-17( TTK Ankara-1988); Sabahattin Selek : Milli Mücadele, C-I, s.244-245(İstanbul-1971)

(6) Ünlü Kel Ali’yi “Silahşör Yakup Cemil’i, sindiren adam” olarak hatırlıyoruz.

(7) Türk İstiklal Harbi-II/I, s.98

(8) Türk İstiklal Harbi-II/I, s.100, 101

(9) Aynı eser, s.91-94

(10) S. Selek, s.241; Zeki  Arıkan:Mütareke ve İşgal Döneminde İzmir Basını., s.74-75(TTK Ankara-1989)

(11) Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni-I, s.290 (Dün-Bugün-Yarın, Tekin Yayınevi-1984)

(12) Kemal Tahir, Yorgun Savaşçı, s.224 (Bilgi Yayınevi, Üçüncü Basım, Ankara-1969)

(13) Aynı eser, s.231; Türkmen Parlak :Yunan Ege’ye Nasıl Geldi?, s. 412-417(İzmir-1982); Rahmi Apak: İstiklal Savaşında, Garp Cephesi Nasıl Kuruldu?, s.21, 22(İstanbul-1942)

(14) Kemal Tahir: Yorgun Savaşçı, s.263-264 (Ankara- 1969);  İlhan Selçuk : Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, Cilt II, s.45-109 (Remzi Kitapevi, İstanbul-1981); Bekir Sami Bey’in Anıları

(15) D. Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni-I, s.290

(16) Türk İstiklal Harbi II/I, s. 86; R. Apak, Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, s.25-26; Detaylı bilgi için bknz. Kamil Su, Manisa ve Yöresinde İşgal Acıları, s.3-19 (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara-1982)

(17) Türk İstiklal Harbi II/I, s. 24; K. Su, a.g.e., s.21-42

(18) Kuvayı Milliye’nin mevcudu: 118 subay, 5608 erat ve milis olmak üzere toplam 5726 kişiye ulaşmıştı (Bknz. S. Selek-I, s.126)

 

Dr. M. Galip Baysan

 

Seçme Haber

Londra Konferansı ve İkinci İnönü Zaferi

Cumhuriyet tarihimizde 1921 yılı savaşlar (daha doğru bir deyimle muharebeler) ve anlaşmalar dönemi olarak kabul edilebilir. Konumuzla ilgili en önemli olaylardan biri, “Sevr” in revize edilmiş bir şeklini

Devamı...