“Ağacın Kurdu…”
“AĞACIN KURDU…”
SÜLEYMAN YAĞIZ
www.suleymanyagiz.net
Kaç gündür masamın üstünde duruyor Rahmi Turan Ağabey’in, Hürriyet’teki 22 Ağustos 2011 tarihli yazısı… Rahmi Ağabey, “Ağacın kurdu içinde olur!” başlığını taşıyan yazısında, “Kısa bir süre önce ‘16 devletimizi batırdık. Ya 17’ncisi’ başlıklı bir yazı yazmıştım” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Kurmak beceri, dirayet ve kuvvet ise, yıkmak beceriksizlik, dirayetsizlik ve güçsüzlüktü. Batan 16 devletimizin yıkılış sebebi hemen hemen aynıydı: İç çekişmeler, sen-ben kavgaları, bölünme ve çöküş!”
***
Milletvekilliğim sona ereli beri, 28 yıl önce kaleme aldığım ve yeniden gözden geçirdiğim 12 Eylül’e ilişkin oldukça hacimli kitabımın dizgi işleri ve eklemeleriyle uğraştığım için günlük siyaseti ayrıntılı olarak izleyemiyorum…
Ama, Rahmi Ağabey’in yazısının yer aldığı sayfayı o günden beri sürekli açık tutuyorum masamın üstünde; bu yoğunlukta unutmayayım, atlamamayım diye…
Acaba, ağacın kurdu, 17’nci devletimizi ne hâle getirdi?
Yerinde mi sayıyor, yoksa hızla ilerliyor mu?
Bana göre, hızla ilerledi ve varış noktasına kadar bile geldi; 17’nci devleti kemirmede bir hayli yol adı; kemirmeye bütün hızıyla devam ediyor…
“17 devletimizi kurduğumuza göre” değil de “16 devletimizi yıktığımıza göre” düşünecek olursak daha sağlıklı değerlendirmeler yapmış oluruz… Ve o zaman, 17’nci devletimizin pratikte yıkılma ve yerine 18’inci devletimizin kurulma sürecine sokulduğunu da rahatlıkla görebiliriz…
Sanıyorum, 18’nci devletimiz, en geç, 17’nci devletimizin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023’te tam resmiyet kazanacak… Tayyip Bey’in şimdiden 2023 yılını hedeflemesi, bunun bir işareti olsa gerek… Fakat Tayyip Bey, o yıla kadar bekler mi, onu bilemem tabii!.. O tarihten önce Cumhurbaşkanı ya da Başkan olursa işin seyri değişebilir… Tayyip Bey, o zaman, hedefini de öne çekebilir…
“TÜRKİYE’DE REJİM DEĞİŞTİ”
Milletvekilliğim devam ederken, 31 Mart 2010 tarihinde yazılı bir açıklama yapmıştım… “Türkiye’de rejim değişti” başlığını taşıyan açıklamamda aynen şöyle demiştim:
“Türkiye’de rejim değişti!.. Laik cumhuriyet gitti, yerine ‘Ilımlı İslâm Cumhuriyeti’ geldi!.. Evet evet, şaka değil; aynen öyle oldu… Değişiklik yasal olarak değil, fiilen oldu…
Şimdi sıra, ‘Ilımlı İslâm Cumhuriyeti’ni yasal güvencelerle ayakta tutacak ve devamını sağlayacak köklü düzenlemeleri gerçekleştirmeye ve önündeki en büyük engel olan yüksek yargıyı ele geçirmeye geldi… Anayasa değişiklikleri onun için yapılmak isteniyor… Demokratikleşme falan, açılım maçılım; işin palavrası!
Ne yazıyordu Anayasamızda? ‘Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.’
Evet, Anayasamızın ikinci maddesinde aynen böyle yazıyordu… Bu madde değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddelerden biriydi… Fakat değişti bile… Artık bu maddenin bir hükmü yok… Çünkü artık uygulanmıyor… Dahası uygulamayan değil; -Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner örneğinde olduğu gibi- uygulayan suçlanıyor, cezalandırılıyor…”
***
“Türkiye artık Atatürk milliyetçiliğine bağlı değil… Çünkü artık Atatürk milliyetçiliği sakıncalı hâle geldi; bu bağlamda ulusalcılık terör tehdidi kapsamına alındı… Türkiye artık insan haklarına saygılı, demokratik bir ülke de değil… Çünkü artık ülkede herkesi susturmak isteyen baskıcı bir yönetim var… Bir korku imparatorluğu var… Baksanıza, Başbakan’ın fırçalamadığı kimse kalmadı… O kadar ki, en yandaş yazara bile ‘Sen kimin avukatısın?’ diye esip gürledi…
Türkiye artık sosyal devlet de değil… Çünkü artık işsizler iş sahibi edilmek yerine erzaklarla idare edilerek tebaalaştırılıyor… Türkiye artık hukuk devleti de değil… Çünkü artık özel yetkili savcı ve mahkemelerle donatılmış bir kanun devleti ile polis devleti hâkimiyeti başladı… Türkiye, artık laik devlet de değil… Çünkü artık laiklik karşıtı eylemleri araştırmak, soruşturmak suç hâline geldi…
Çok mu abartıyorum yoksa? Hayır, hayır; kesinlikle abartmıyorum… Çünkü artık bir ordu komutanı, -hakkında hazırlanan iddianamenin ekinde-, ‘Sünni liderlerle ilgilenmemek’le suçlanıyor… Oysa İslâmiyet’te ‘ruhban sınıfı’, dolayısıyla ‘Sünni liderlik’ diye bir şey yok. Ama bu ifadeyle anlaşılan, bölgedeki ‘tarikat, cemaat, dergâh önderleri’ kastediliyor.
Evet, Türkiye’de artık rejim değişti!.. Laik cumhuriyet gitti, ‘Ilımlı İslâm Cumhuriyeti’ geldi!.. Yâni… Yâni Amerikan projesi tuttu… Öyle ya, bir ülkede böyle bir iddianame yazılabiliyorsa, o ülkede artık laiklik yok demektir.”
Hürriyet’ten Yalçın Bayer Ağabey’in de köşesinde değerlendirdiği bu açıklamama o günden beri yanıt veren olmadı...
UCUBE BİR DEMOKRASİNİN TUTSAĞI OLDUK
Evet, ne yazık ki, 17’nci devletimiz de fiilen gitmiştir… Nihayetinde, “Numaracı Cumhuriyetçi”ler ile “Siyasal İslâmcılar”ın arzuladığı olmuştur… “Numaracı Cumhuriyetçiler”e göre, İKİNCİ CUMHURİYET, “Siyasal İslâmcılar”a göre ise ILIMLI İSLÂM CUMHURİYİYETİ dönemi fiilen başlamıştır.
Bunun yasal sürecinin başlatılması için, daha doğrusu resmen ilânı için de -yukarıda belirttiğim gibi- 2023 yılı hedeflenmiş olmalıdır.
Yâni… Yâni, ağacın kurdu, bir kere daha ağacını oymuştur!
Ama bu kurt, gelinen noktanın, “ılımlı” olarak kalınmayacağını da göstermiştir.
Öyle ya, Türkiye, “ılımlı” gösterilerek, adını da “ileri” denilerek “ucube” bir demokrasinin tutsağı hâline getirilmiştir.
“KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME DEVLETİ”YİZ!
Yakın zamana kadar, AKP’nin uygulamalarına baktıkça, “Artık hukuk devleti değil, kanun devletiyiz” diyorduk… Şimdi o da değiliz… Ya neyiz?
-“KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME DEVLETİ”YİZ!..
Tayyip Bey artık, “yargı”yı olduğu gibi TBMM’yi de devre dışı bıraktı; “kararname”lerle yönetiyor ülkeyi…
Sonra da Libya ve Suriye yönetimlerini “otokrat”lıkla suçluyor; kendisi “demokrat”mış gibi!..
Tayyip Bey aslında TBMM’yi de tek partili, yâni bütünüyle AKP’li yapmak istiyor ama, o kadarının çok fazla göze batacağını, dahası görüntüyü bozacağını bildiği içindir ki, buna yanaşmıyor.
Peki, bu tablonun sorumlusu kim ya da kimlerdir?
Elbette muhalif siyasetçilerin yetersizliğinden söz edilebilir…
Anlamsız yasaklardan, çeşitli yanlışlardan ve ters tepen uygulamalardan dem vurulabilir…
E peki, AKP’li olmayan seçmenlerin, “Şu parti kötü, bu lider işe yaramaz”, “Bir benim oyumla bir şey değişmez” gibi gerekçelerle sandığa gitmemelerinin hiç mi vebali yoktur!
Siz sandığa gitmezseniz, giden kazanır; gitmeyen kaybeder; gayet basit!..
Şimdi yaşanan da budur!
Unutmayalım ki, AKP, 2002 Seçimleri’nde tüm seçmenlerin değil, sandığa gidenlerin yüzde 34’ünün oyunu almıştı… Sonra… Sonra, sandığa gitmeme devam etti…
Ama bir tek AKP seçmeni, sandığa gitmemezlik etmedi!
Dolayısıyla AKP de büyüdükçe büyüdü!
AKP DÜZENİ TATLI TATLI OTURDU!!!
Bu arada, merhum Erbakan’ın, 13 Nisan 1994 tarihinde partisinin TBMM Grubu toplantısında söylediği, “Refah Partisi iktidara gelecek! Âdil Düzen kurulacak. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak, tatlı mı olacak, kanlı mı olacak?” sözlerini de hatırlatmak istiyorum.
Bu sözler çok tartışıldı… Ama Hoca’nın bu sözlerinin hemen bitiminde söyledikleri de vardı… Onlar atlandı… Hoca, ilâveten, “BU KELİMELERİ KULLANMAK BİLE İSTEMİYORUM” diyor ve şöyle devam ediyordu:
“Ama bunların terörizmi karşısında herkes gerçeği görsün diye bu tabirleri kullanmaya mecburum. Türkiye’nin şu anda bir şeye karar vermesi lazım Refah Partisi ve Âdil Düzen’e geçilecek, bu kesin şart! Geçiş dönemi tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? 60 milyon buna karar verecek. Biz diyoruz ki, RP olarak bu geçişi tatlı yapalım. Bu geçişi barış içinde yapalım. Bu geçişi yumuşak yapalım. Bunu temin için her şeye razıyım. Biz barışçıyız, bunlar gibi terörist değil.”
***
Sonuçta Âdil Düzen değil ama, Hoca’nın talebelerinin kurduğu AKP Düzeni tatlı tatlı gelip oturdu!!! Şimdi de hazmettire hazmettire kök salmaya çalışıyor!!!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| TBMM Hangi Şartlar İçinde ve nasıl Açıldı |
|
| Devamı... |


Meclis’in açılacağı günlerde batı dünyası dinsel fanatizmin ve emperyalizmin acımasızlığının en canlı örneğini veriyorlardı. 12 Şubat–10 Nisan 1920 günleri arasında Londra’da Türklerle yapılacak barış antlaşmasının esaslarını tespit etmek amacıyla yapılan toplantıda
