1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Zaman Ayarlı Bomba Gibi!

Süleyman Yağız - 27 Ağustos 2010

ZAMAN AYARLI BOMBA GİBİ!

Süleyman YAĞIZ

Tarih,  23 Temmuz 2010… YAŞ (Yüksek Askeri Şûra) toplantılarının başlamasına bir hafta var… Genelkurmay’da son gelişmelerle ilgili olarak bilgilendirme toplantısı yapılıyor…

Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, adına “balyoz” denilen davada adları geçen muvazzaf subaylarla ilgili olarak -ki, YAŞ’ta bunların terfi durumları da görüşülecek-, “Yargı sürecinde sanık olsalar bile bütün personelimiz görevinin başında” diye açıklama yapıyor.

Ama bu açıklamadan birkaç saat sonra İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, aralarında Gürak’ın belirttiği muvazzafların da bulunduğu 102 subay hakkında “kuvvetli suç şüphesi” nedeniyle yakalama kararı çıkarıyor… Dahası, bunların ilk duruşmaları için de 16 Aralık 2010 tarihine gün veriliyor…

Tarih, 1 Ağustos 2010… YAŞ toplantıları başlıyor… Tarih, 2 Ağustos 2010… Terfiler, ilk kez bu kadar çok merak ediliyor!.. İsimler konuşuluyor… 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmasına kesin gözüyle bakılıyor… Fakat tam da bu sırada, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, Iğsız’ı, “internet andıcı”  için ifade vermeye çağırıyor…

***
Bunlar yasal mı, hukukî mi ve de sürpriz olabilir mi? Yargıda bazı uygulamaların hukukî olmasa da, -başka bir ifadeyle çağdaş hukuk kurallarına uymasa da- esas itibariyle mutlaka yasal bir dayanağı vardır; olmalıdır...

Fakat burada gördük ki, Iğsız’ın ifadeye çağrılması, açıkça, terfi etmesinin önlenmesi için kullanılmıştır. Dolayısıyla bu durum, “Yargı, iktidar tarafından kullanıldı” izlenimi vermiştir. Iğsız, YAŞ toplantılarından çok önce veya sonra ifade için çağrılmış olsaydı, karar tartışmalı olmazdı.

Emekli-muvazzaf 102 subaya çıkarılan yakalama emri ise bırakınız hukukî olmayı,  yasal bile değildir. Zira, “balyoz” sanıklarına yakalama emri çıkarılabilmesi için önce onların ifade vermeye davet edilmeleri gerekiyordu. Ama uygulamada, bu yasal koşul yerine getirilmemiştir.

Dolayısıyla tüm “balyoz” şüphelilerinin yasal hakları ihlâl edilmiştir. Bunlardan muvazzaf olanlarının ise yasal haklarının ihlâl edilmesinin yanı sıra, yakalama emri nedeniyle YAŞ’ta terfileri de engellenmiştir. Sonuç itibariyle bunlar iki kez mağdur edilmişlerdir.

***
Terfileri engellenen muvazzaf subaylar da dâhil tüm ”balyoz” sanıklarının yakalama emri, yasal ve hukukî olmadığı için İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kaldırılmıştır. Fakat bu mahkeme de kaldırma kararını YAŞ toplantıları bittikten, yâni iş işten geçtikten sonra vermiştir. Mahkeme kararında özetle şöyle demiştir:

“Sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılabilmesi için kaçak olmaları gerekir. Sanıklara önce ifadeye gelmeleri için davetiye çıkarılmalıydı. İfadeye gelmedikleri takdirde zorla getirme kararı vermek, yine gelmezlerse yakalama kararı çıkarmak gerekirdi. Yasaların yanlış uygulanması onu hukuka uygun hâle getirmez.”

Görüldüğü gibi, yakalama emri çıkaran mahkeme, yasaya bile uymamıştır. Mahkeme, adeta “zaman ayarlı bomba” gibi görev yapmış ve bir başka mahkeme tarafından yakalama kararının kaldırılmasına karşın da söz konusu sanıkların terfilerini önleyerek amacına ulaşmıştır.

Milliyet’ten Meriç Tafolar’ın 10 Ağustos 2010 tarihli haberine göre, Balyoz sanığı 11 generalden üçü, terfi edemedikleri için bir üst rütbedeki generalin üstlendiği görevlere vekâleten getirilmiştir. Sekiz generalin görev yeri ise değişmemiştir.

***
AKP “daha çok demokrasi”, “daha çok özgürlük” diyor ama, işte görüyoruz ki, sadece YAŞ sürecinde yaşananlar bile bunu tekzip ediyor…
 
Eğer “yargı”, “yürütme”nin amaçları doğrultusunda “zaman ayarlı bomba” gibi kullanılırsa ve bu da göz göre göre yapılırsa, bundan “daha çok demokrasi” değil, “daha çok özgürlük” değil; “daha çok baskı”, “daha çok sindirme”, “daha çok tehdit”, “daha çok öfke”, “daha çok kin”, “daha çok intikam” ve tüm toplumda olduğu gibi “yargı”da da “daha çok kamplaşma” çıkar!.. Çıkan da bunlar oluyor zaten!..


 

 

Seçme Haber

Demek ki Bunlar Bu İşi Beceremiyor!

AKP’liler anayasa ile yatıp anayasa ile kalkıyorlar. “2012, Anayasa yılı olacak” diyorlar.  Anayasa değişikliğiyle ilgili en ufak itirazı olanları ise “statükocu” olmakla suçluyorlar. Zaten AKP’liler ne yapıyorlarsa, hep, yüzyılın icadı (!) olan “ileri demokrasi” adına yapıyorlar.

Devamı...