1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

İşte Bizim Aydınlarımız

Galip Baysan - 11 Mart 2010

8. Mart Dünya Kadınlar günü nedeniyle TV’lerimizde ne var ne yok diye dolaşırken gözümüze CNN Televizyonunun “Tecrübe konuşuyor” programı takıldı. Gazeteci Cengiz Çandar ve Hasan Cemal Tarihi yargılama amacıyla, ülkemizde isim yapmış iki ismi yanlarına alarak bir tartışma yapıyorlardı. Cengiz Çandar’ın her devrin gazetecisi ve Hasan Cemalin de Emil Zola özentisi ile Avrupa Ordularına ne olduğunu bilmeden ve belki de Dedesi ünlü Cemal Paşanın İttihatçı olması nedeni ile, ya onun öcünü almak veya bıraktığı olumsuz izlenimlerden korunmak amacıyla gereksiz bir Ordu düşmanı olduğunu bilmemiz nedeniyle her ikisini de ne okur ne de dinlemek isterim. Buna rağmen misafir konuşmacılar Mete Tuncay ve Murat Belge olunca belki yeni bir şeyler öğrenirim ümidiyle ekran karşısındaki yerimi aldım.

Cengiz Çandar Resmi tarih ( veya onlara göre uydurma tarih) imalarıyla Mustafa kemalin Erzurum’daki durumuna temas etmek istedi. Bu sırada o kocaman bir bilim adamı ve tarihçi kabul ettiğimiz Mete Tuncay öyle bir söz söyledi ki tüylerim diken diken oldu. Sözleri hatırladığım kadarı ile aynen şöyleydi: “ Mustafa Kemalin orada bir konuşmasında; ileride Cumhuriyeti kuracağız, saltanatı kaldıracağız gibi ileride yapmayı düşündüğü bazı şeyleri söylediği konusunda bazı rivayetler var.” “Yani böyle bir şey yok mu? Diyorsunuz. “ Tabii canım nerde bunları düşünmek…bunlar söylentiden başka bir şey değil.” Daha sonra Murat Belge de ona katıldı ve konu Mustafa kemalin hem Orduyu hem de Siyasi gücünü korumak için uğraş vermesine getirildi. Bu arada Hasan Cemal konuyu “Darbelerin tarihine getirmek” isterken, Murat belge bir yazara (Doğan Avcıoğlu’na) atıfta bulunarak “ Doğan Avcıoğlu der ki Mustafa Kemal ne yapmışsa Orduya güvenerek yapmıştır.” Dedi. Hiç şüpheniz olmasın diğer ünlülerimiz hemen bu sözün üzerine atıldılar ve eğer Ordu olmasaydı ve Doğudaki o kritik günlerde eğer Kazım Karabekir olmasaydı Mustafa Kemal hiçbir şey yapamazdı der gibi bir izlenim verdiler.

Bir ara Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün Basın mensuplarına düşman olduklarını ifade ederek, darbecilerin gazetecilere düşman olduğu görüşünü uzun uzun tartıştılar. Bu konuşmalar sırasında kendi kendime işte bunlar Türk aydınları dediğimiz kesimin seçme elemanları, onları dinlerken sanki Milli Mücadele döneminin ünlü karşıt yazarları Refii Cevat Ulunay, Sait Molla, Ali Kemal ve Refik Halit Karay  konuşuyor sandım. Yıllarca başta Amerikalılar olmak üzere,  yabancı dostlarımıza karşı ulusumun hak ve menfaatlerini korumak için mücadele vermiş bir yurtdaş olarak bir gün kendi ülkemde; dış güçlere karşı inanılmaz bir mücadele vererek ülkesini ve halkını kurtarmış ve çağdaş dünyaya uydurmak için çok büyük ve inanılmaz mücadeleler vermiş Mustafa Kemal, İsmet İnönü gibi liderleri koruma mecburiyetinde kalacağım aklıma hayalime bile gelmezdi. Ama insan yaşadıkça öyle şeylere şahit oluyor ki…

Biz bu konuşmalara müdahale etmeden bazı tarihi olayları sizlere sunmakla yetinmek istiyoruz. Öncelikle şu Mete Tuncay’ın yalan veya rivayet saydığı Mustafa Kemalin Erzurum’da çevresine “Kurtuluştan sonra şöyle yapacağız, böyle yapacağız” dediği konuyu hemen cevaplandırmak isteriz. Olayı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyin suçsuz olduğu halde İşgal güçlerinin baskısı ile, ( tıpkı günümüzdeki bazı yargılamalara benzer şekilde) düzmece bir yargılama ile idam edilmesi üzerine, bütün ısrarlara rağmen İstanbul’a gelmeyip, Erzurum Valisi arkadaşının yanına sığınan ve Mustafa Kemal Paşa gelene kadar orada kalan ve o gelince de onun ekibine katılan eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit Kansu’nun anılarından izliyoruz.

  Mazhar Müfit (Kansu) anılarında, bir gece Mustafa Kemal’in kendisine şu hususları not ettirdiğini naklediyor.

 “Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır. Bunu size daha önce de bir sualiniz münasebetiyle söylemiştim. Bu bir, iki;  Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince icap eden muamele yapılacaktır. Üç, tesettür kalkacaktır. Dört, fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir. Beş, Latin harfleri kabul edilecek…”

Mazhar Müfit bu sözleri mübalağaları bulup, bıkkın bir ifadeyle “Vatanı kurtaralım da yeter” dediğini ve odasına çekilmek için izin istediğini belirtir. Bu olayın bir de devamı vardır. Aradan uzun yıllar geçmiş, Mustafa Kemalin o gece not ettirdiği bütün işler gerçekleşmiş sıra kıyafet devrimine gelmiştir. Kastamonu seyahatinden dönüşünde karşılayıcılar arasında Mazhar Bey de vardır. Arabasına binerken Mustafa Kemal Paşanın gözü Mazhar Müfit’e takılır ve kalabalığın ortasında Mazhar beye manalı manalı bakar ve seslenir:  “ Kaçıncı maddedeyiz Mazhar, notlarına bakıyormusun?” (Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber-I, s.130–132( TTK–1988)  ve (Muzaffer Erendil, İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, s.28–29, Gn. Kur, Ankara–1988)

“Mustafa kemal her şeyi orduya dayanarak yapmıştır” sözüne gelince; belki de asker kökenli olduğu için bazıları onun Devlet adamlığı vasfını görmezliğe gelip bu görüşe sığınır ve gözlerine girmek istedikleri günün siyasi liderlerinin önüne hep bu tip görüşleri sürerler. Bu konuya Babıâli’nin ünlü isimlerinden Cihat Babanın anılarından bir bölümü naklederek açıklık getirmek isteriz.

“ Kredi bulmak için İtalya’ya gitmiş ve bir şey alamamıştık. O moral bozukluğu içinde dönüşümüzü bir yolcu gemisi ile yapıyorduk. Bir gündüz vakti kamaramda uyuyamadım ve Başbakan Adnan Menderesi görmek için kamarasının önüne geldim. Yardımcıları kamaranın önünde konuşuyorlardı, Başbakanın dinlendiğini söylediler. Başbakanı rahatsız etmemek için içeri girmedim ve sohbetlerine ben de katıldım. Konuştuğumuz konular güncel olaylarla ilgili havadan, sudan şeylerdi. O sırada uyanan Menderes yanımıza geldi ve “ Ne konuşuyorsunuz böyle hararetli hararetli? diye sordu. Bu soruya yardımcıları hiç alakası olmadığı halde büyük bir sahtekârlıkla “Sizi konuşuyorduk efendim” cevabını verdiler. Menderes “Benim neyimi konuşuyordunuz? Diye sorunca kulaklarıma inanamadığım bir cevap verdiler.

“Sizinle Atatürk’ü kıyaslıyorduk efendim.” Menderes’in “nasıl kıyaslıyorsunuz”  sorusu “Atatürk’ün işi kolaydı yap deyince yapılıyor, yık deyince de yıkıyorlardı, ne muhalefet vardı ne de bir itiraz. Hâlbuki sizin durumunuz öylemi? “ şeklinde cevaplanınca Menderes birden heyecanlandı ve “Hah be kardeşim, söyleyin Allah aşkına” diye söylenenlere ve Atatürk’le kıyaslanmasına sahip çıktı.

Bu olaya şahit olduktan sonra Cihat Baban Demokrat Parti liderlerinin içine düştüğü kibir ve gururlu havadan kurtulamadıklarını ve bu nedenle kendisinin de Demokrat Partiden kopmaya başladığını belirtmektedir.

Ülkemizde Radikal uçlardan cesaret alan siyasiler ne hikmetse Atatürk’e karşı içlerinden bir lider çıkarmaya çok hevesliler. Dün Turgut Özaldı, şimdikiler de galiba Başbakan Tayip Erdoğan’ı devreye sokma arayışındalar.

İşte bizim aydınlarımız böyle. Bir de iğne kendilerine yaklaşınca çığlığı basıyorlar da, sanki Yargı Gücü ve Ordu yabancı bir ülkenin Yargısı ve Ordusuymuş gibi Hâkimler, Savcılar, Başsavcılar, komutanlar ve generaller Tarikatların istek ve talimatlarıyla grup grup tututuklandıkça büyük bir sevinç duyuyorlar. Ülkeye demokrasi geliyor diye seviniyor ama aslında Demokrasinin yavaş yavaş uçup gitmekte olduğunu fark edemiyorlar.

Dr. M. Galip Baysan 

 

Seçme Haber

Asrın Hukuk Bürosundaki Anlaşmazlıklar

İmralı’da yaşamını sürdüren Öcalan’la dış dünyanın irtibatını sağlayan, Öcalan’dan aldıkları bilgi ve talimatları taşıyan ve ilgili yerlere ileten, hatta örgüt adına kuryelik bile yaptıkları bilinen avukatların, dış dünyaya verdikleri birlik izlenimi yanında aslında hiç de olumlu ilişkiler yaşamadıkları bugünlerde gündemi meşgul eden haberler arasında yer alıyor.

Devamı...