One Minute Sayın Başbakanım!
Önce size teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz, çünkü bizi hiç yalancı çıkarmıyorsunuz. Yazdığımız güncel konular hakkındaki tespitlerimizi, beyanlarınız ve davranışlarınızla pek fazla zaman geçmeden adeta doğruluyorsunuz. Fazla uzağa gitmeden daha birkaç gün önce temas ettiğimiz “ Demokrasilerde hesap verme” konusunu her halde okurlarımız hatırlayacaklardır. ( Yazı bu sitenin eski yazılarla ilgili bölümünde de bulunabilir.) O yazıda AKP lider kadrosu ve taraftar basın yayın organlarının bu hesap verme işlemini yanlış anladıklarını söylemiş ve şöyle devam etmiştik: “Yaptıklarımızın hesabı seçim zamanı sandıkta verilecektir. Başarılı isek halk bize desteğini verir, başarısızsak bizi cezalandırır. Bu sözü iktidar partimiz, son seçimlerde aldığı %47 küsur oy oranı nedeniyle çok sık kullanmakta ve kendilerine muhalefet edenleri sandıkta hesaplaşmaya davet eder gibi bir havaya girmektedirler. Onlara göre Demokrasilerde hesap verme yeri sadece sandıktır. Dört yıllık icraat sonunda seçim için halkın karşısına çıkıldığında siyasi partileri hesap verme durumundadır ve seçim sonucu oyları verdikleri hesabın onaylanıp onaylanmadığını ortaya koyacaktır.”
Bu anlayışın yanlış olduğunu ve Demokrasinin ruhuna uygun düşmediğini, Eski Yunan Demokrasisinden beri demokratik yaşamın temel kavramları hakkında bilgiler vererek açıklamaya çalışmıştık.
Son Bir kaç gün içinde özellikle Yürütme ve Yargı organları arasındaki savaş bu açıdan gizli yürütülmeye çalışılan bu anti demokratik anlayışın gözle görülebilir bir şekilde gün yüzüne çıkmasını sağlamış ve bizi haklı çıkarmıştır. Ülkemizin en lekesiz, en dürüst ve en güvenilir çocukları ve Dünya ölçüsünde bizi gururlandıran en önemli milli kurumumuz Türk Ordusunu “Daha fazla Demokrasi, daha fazla özgürlük” sloganıyla ve Dev iç tehdit İrticayı yok kabul ederek irtica karşıtı bütün faaliyetleri demokrasi dışı, ihtilalci davranışlar olarak göstererek etkisizleştirmeyi başarmış görünen AKP Yöneticileri şimdi de Yargıyı hedef almışlar.
Biz Ordumuza karşı yapılan günü geçmiş haksız itham ve saldırıların aslında “Atatürk İlke ve İnkılâplarına karşı yapılan bir “Karşı Devrim Hareketi” olduğunu belirtirken Devletin her kademesini geniş kadroları ile ele geçiren radikal dinci kurumların Yargıyı kısmen kontrol altına aldıklarını görüyor ancak hırslarının bu kadar sınırsız olduğunu tahmin etmiyorduk. Başbakan Yargıya karşı yaptığı son çıkışlar ve saldırılarla mevcut Türk Demokrasisini geliştirme yerine tamamen yıkma amacında olduğunu ortaya koymuştur.
Başbakanın konuşmalarına en açık yorumu Yargıçlar ve Savcılar Birliği ( YARSAV) Yönetim Kurulu yapmıştır. Yaptığı açıklamada, Yargı ile ilgili Anayasada yapılmak istenen değişiklikle parça parça, asıl sorunların çözümünden uzak ve yargı reformu yapılıyor iddiası ile sadece tek bir kurumu ele geçirmeyi hedef alan, bütünlüğe aykırı bir değişiklik amaçlandığı ifade edilmiştir. Açıklamada, yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının yaptıkları ve yargısal denetim yolu açık işlemlerin de yasallığı tartışılır şekilde müfettiş denetimine tabi kılınarak “ Adliye baskınları ve hedefteki yargıç ve Cumhuriyet savcılarına yönelik soruşturmalarla yargıçlar üzerinden yargıya baskıların artarak devam ettiği” kaydedildi.
Yargı Erkinin Yasama ve Yürütmenin düşmanı, engelleyicisi ve onun prangası gibi gösterilmeye çalışıldığı ifade edilen açıklamada, Yargıç ve savcıların zor şartlar altında ve yürütme organınca baskıya maruz bırakılarak çalıştıkları belirtildi.
Açıklamada, siyasal iktidarın temsilcilerinin “Beş hâkim bir araya gelince ne hükümet dinliyorlar ne de bakanlık” söylemleri ile bağımsız, örgütlü ve güçlü yargı istenmediğine ilişkin bilinçaltını dışa vuran ve yargının yürütmenin yedeğine alınmasının sinyallerini veren söylemlerin artmış olduğu ifade edildi. Açıklamada şu sözler etkileyiciydi:
“Tüm bunlarla da yetinmeyip, değişik çalışma sahalarından ve seçilerek gelen yargıçlara güvenmediğini, yargının yargıya bırakılamayacak kadar önemli olduğunu, Türkiye’nin yargı vesayetinden kurtarılması gerektiğini, yargı devleti kurulamayacağını dillendirerek hukukun üstünlüğüne alternatif bir yaklaşım sergileyen yürütmenin baskısı yetmiyormuş gibi, öncelikle yargıç ve cumhuriyet savcılarının mesleğe kabul, atama, disiplin işleri ile görevli olan Yüksek Kurula Türk yargısının en temel geleneklerinden birini yerle bir etmek bahasına, yargıç olmayan kişilerin, üstelik siyasilerce seçilmesinin uygun görülmesine karşı, Türk yargısına olan hıncını sanki düşman bir devlet organıymış gibi her platformda sergileyenlere karşı toplumu yargıya sahip çıkmağa çağırıyoruz.”
Hatırlayınız, şu son birkaç ay içinde “demokratik açılım yapıyoruz şarkıları ile ulusal devlet anlayışını savunanlar ve ile askerler, sonra eczacılar, sonra doktorlar, sonra işçiler, daha sonra bakkallar ve nihayet demokrasinin en temel taşlarından Yargı ile kavga etmek iktidara ne kazandırıyor bilemiyoruz Ama bu çarpık anlayış sonucu vatanları için yıllarca onur ve şerefi ile mücadele etmiş asker, sivil devlet memurlarının “Ergenekon terör örgütü” uydurmacası ile yıllarca hapislerde çürütüldüğünü, hain ve katillerin itibarlı mevkilere getirildiğini, tarikat mensuplarının her alana hâkim olduklarını ve onların suçlu dahi olsalar devletin himayesinde olduklarını, görevini yapan komutan, hakim ve savcıların takibata uğratıldıklarını ve hapse atıldıklarını açıkça görüyor ve bu gelişmelerden büyük rahatsızlık duyuyoruz.
O zaman bizim de onurlu bir Ulus olarak söyleyeceğimiz tek söz kalıyor. Başbakanımıza (daha doğrusu Kasımpaşalı hemşerimize) bütün samimiyetimizle, tıpkı onun ağzından çıktığı şekilde “One Minute Sayın Başbakan, one minute” diyoruz. Daha fazla demokrasi için yapıyoruz dediğiniz bu sözler ve düşünceler aslında Demokrasiye saldırıdır. Bu hareketlerle ülkeye bırakın Avrupa normlarını, Afrika normlarını dahi yakalayamayan bir demokrasi anlayışı getirmek, hatta oligarşik bir dikta rejimine doğru kaymak üzeresiniz. Etrafınızdaki yağcı kadroyu bir tarafa atıp uzmanlardan kurulu bir kadro oluşturabilmenizi hararetle tavsiye ederiz. Ancak böyle bir kadro size daha demokratik yönetim kurabilmeniz için büyük destek verebilir.
Yargıyı denetleme yerine, mümkün olduğu kadar kendi ayakları üzerinde durabilen tam bağımsız bir yargı, inanca bağlı olarak değil, bilimsel esaslara bağlı olarak kendi mesleki bilgi, ehliyet ve vijdani anlayışlarına göre özgürce kararlar üretebilen hâkim ve savcılara sahip olmak bu ulusu n demokrasi yürüyüşünde önünü açacak en önemli hususlardır. Bunları sağlamaya çalışmanız herhalde yönetiminiz için daha hayırlı ve olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Dr. M. Galip Baysan
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Başbakan'a KOBİ'lerle İlgili Açılım Önergesi |
|
| Devamı... |


KOBİ’ler ekonominin can damarıdır. İşsizlik sorununun çözümüne en büyük katkıyı veren iş yerleri de KOBİ’lerdir. Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Genel Başkanı Nurettin Özgenç, KOBİ'lerin son üç yılda çok büyük zorluklar yaşadığını belirterek, 