1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Dersim Üzerinden “Bir Taşla İki Kuş” Vurmak

Yazdır E-posta

Alkan Soyak - 20 Aralık 2011

AKP ve Başbakan’ın her daim başarıyla yaptığı, gerçek ve güncel sorunları perdelemeyi amaçlayan “gündem saptırma” manevralarından birine daha geçtiğimiz haftalarda şahit olduk. “Örtün Üstünü Türbanla” ve “Türban Örtmezse Yorgan Verelim” gibi yazılarımı okumuş olan okurlarım, AKP ve yandaş medyanın ülkedeki gerçek sorunların üstünü örtmeye ve hedef şaşırtmaya yönelik marifetli manevraları hangi dönemlerde ve durumlarda gündeme taşıdıklarını çok iyi hatırlayacaklardır. Dersim Meselesi’nin tekrar gündeme getirilmesiyle bir taraftan “hedef şaşırtılmakta” ve aynı zamanda da “CHP yıpratılarak”, bir taşla iki kuş vurulmaktadır.

 

Değerli okurlar, uygulanan ekonomik model gereği cari işlemler dengesi konusunda son birkaç yıldır eşi benzeri görülmemiş açıklar yaşanan Türkiye ekonomisinde, özellikle 2012 yılı için çok ciddi tehlike çanları çalmaktadır. Siyasal iktidardan geçinmeli yandaş gazetelerin kalemşor iktisatçıları tarafından aktarılan pembe tabloyu bir kenara atıp, biraz daha objektif kaynaklara yöneldiğinizde, bu durum net bir şekilde görülmektedir. Önemli uluslararası kredilendirme kurumları daha şimdiden Türkiye’nin kredi değerlendirme notunu düşürmüştür. Kriz kâhini bazı ünlü iktisatçılar ise ciddi uyarılarda bulunmaktadır. IMF’nin 2011 Nisan ayında yayınlanan “Dünya Ekonomik Görünüm Raporu” tahminlerinde GSYİH reel artışı olarak büyüme tahmini 2012 için %4,5 iken, bu oran Eylül’de yayınlanan revize raporda %2,2 olarak revize edilmiştir. 2011 yılı için yapılan %6,6’lık büyüme tahmininin üç aşağı beş yukarı gerçekleşmesi durumunda, 2012 yılı için tahmin edilen %2,2’lik büyüme oranı ciddi anlamda bir düşüşe işaret etmektedir. Aynı yıl için yaklaşık %1,2’lik yıllık nüfus artış hızını da hesaba kattığımızda, “kişi başına milli gelir artışı” açısından durum çok daha vahim olacaktır. Tüketici fiyatlarındaki artış açısından enflasyon oranı tahminlerine bakıldığında, Nisan raporunda 2012 için tahmin edilen yıllık ortalama enflasyon oranı %6,0 iken, Eylül revize raporunda bu tahmin %6,9 olarak revize edilmiştir. TÜİK’in açıkladığı %9,48’lik Kasım ayı enflasyonu ise 2012’de beklentilerin çok üstünde bir enflasyonla karşılaşacağımıza işaret etmektedir. Cari açık dengesindeki tehlikeli gidişin çok az yavaşlasa da 2012 yılında da varlığını sürdürmesi, işsizlik oranının ise %11 düzeylerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Bırakınız bu tür kurumların raporlarını, ekonominin gerçek aktörlerine; ticaretle uğraşanlara, sanayicilere, işçilere, memurlara, emeklilere biraz olsun kulak vermeniz halinde, ekonomik açıdan 2012 yılının oldukça karanlık geçeceğinin sinyallerini almamanız için sağır olmanız gerekir.

 

Sadece ekonomide değil, uluslararası ilişkiler ve Kürt sorunu konusunda da 2012’ye iyi girilmemektedir. Uluslararası ilişkilerde AKP iktidarı döneminde uygulandığı iddia edilen “Komşularla Sıfır Sorun Politikası”, günün moda deyimiyle “yalan” olmuştur. ABD’nin Ortadoğu’da gerçekleştirmeye çalıştığı Büyük Ortadoğu Projesinin taşeronluğuna soyundurulan Türkiye, ne yazık ki İran ve Rusya gibi komşularını karşısına alma pahasına, yine bir komşu ve Müslüman ülke olan Suriye’ye neredeyse askeri müdahalede bulunma pozisyonuna getirilmiştir. Ortadoğu’da olası bir savaşın sesleri yükselirken, AB idealinden iyice kopa(rıla)n Türkiye, kendisini bu bölgedeki bir savaşın içinde bulmak üzeredir.

 

Diğer yandan Kürt sorununu çözmeye yönelik “demokratik açılım” adı altında başlatılan ve bu sorunun çözümünde siyasi manevra alanının normalleşmesini önceleyen girişimler silsilesinde çuvallanılmış, bu sorunun çözümünde “askeri yöntemler” yeniden öne çıkarılarak, ilgili konuda da Hükümet’in gerçek bir politikasının olmadığı su yüzüne çıkmıştır.

 

Yukarıda bahsi geçen ve geçmiş yazılarımızda da anmaktan usanmadığımız; “ekonomiden uluslararası ilişkilere”, “Kürt sorunundan demokratikleşmeye”, “yargının bağımsızlığından milletvekilleri dokunulmazlığının kaldırılmasına” ve “sağlık, eğitim gibi Anayasal hak olan alanlarda yaşanan piyasalaştırıcı gidişatın olumsuz etkilerinden, deprem gibi afetlere” yönelik ciddi bir politikası olmayan Hükümet’in kucağında ağır bir sorunlar yumağı durmaktadır. Daha Van depreminin bile yarası doğru düzgün sarılamamıştır.

 

Tüm bu sorunlar ortadayken AKP Hükümeti ve Başbakan yine kıvrak bir manevrayla, bu sefer de Dersim Meselesi’ni gündeme sokmuştur. Bir siyasi iktidar düşünün ki, 1914-15 yıllarında yaşanan “Ermeni Tehciri”ni kaşıyan “iç ve dış mihraklara” karşı, “bu sorununun siyasi bir sorun olmaktan ziyade çözümü tarihçilerce aydınlatılması gereken tarihi bir sorun olduğu” tezini savunsun. Ama iş Dersim Meselesi’ne geldiğinde, ilgili olay siyaseten bizzat iktidarın kendisi tarafından kaşınsın. Bu durum, AKP Hükümeti’nin benzer konularda yürüttüğü “iç ve dış politikalar” arasında nasıl bir “tutarsızlık” sergilediğinin açıkça göstergesidir. Bu konu için sadece şu basit mantığı yürütmek bile, AKP iktidarı ve Başbakan’ın bu konuda ne kadar samimi olduğunu test etmek açısından yeterlidir:

 

Mantık: Dersim'de yetmiş küsur sene evvel yaşanan isyanı ve bunun bastırılma biçimini tekrar gündeme getiren, yaşanan olaylardan dolayı Tunceli halkından devlet adına özür dileyen Başbakan’ın, ilgili konulardaki açılımını günümüze taşıyıp, 30 yıldır Güneydoğuda yaşanan ve PKK’da cisimleşen Kürt kalkışmasına karşı TSK’nin vermiş olduğu mücadelenin yarattığı travmalardan dolayı “bölge halkından” da özür dilemesi lazım gelir.

 

Test (Turnusol): Güneydoğudaki Kürt kalkışmasına tek çözüm olarak askeri çözümü ve TSK’yi gören, KCK'ya karşı yapılan operasyonlara, "ben bu ülkenin Başbakanıyım tabii ki operasyonlara tarafım" diyen bir Başbakanın kalkıp da Dersim olaylarından dolayı devlet adına özür dilemesi, ancak “tuhaf bir ikilem” şeklinde “renk verir”.

 

Çıkarsama: Eğer şu anki Başbakan 1937-38’de Başbakan olmuş olsaydı, bu mantığa göre ilgili isyan karşısında o dönemin yöneticilerinden çok da farklı davranmayabilirdi. Dolayısıyla Başbakan’ın Dersim meselesini yeniden ısıtmasını, yalnızca gündem saptırma ve CHP'yi yıpratmaya yönelik siyasi bir manipülasyon olarak yorumlamak mümkündür.

 

Kaşındıkça tüm tarafları huzursuz edecek netameli bir mesele olan Dersim olaylarının değerlendirilmesi kanımca tarihçilere bırakılmalı; bu sorunun AKP ve Başbakan tarafından mevcut sorunların üstünü örtmeye ve muhalefet partisini yıpratmaya yönelik “siyasi bir araç” olarak kullanılmasından vazgeçilmelidir.

 

Ulus Gazetesi 12 Aralık 2011

 

Seçme Haber

Çık, Çıkabilirsen İşin İçinden…

60’lı yılların ortalarında  (ki 27 Mayıs 1960 sonrasında askerin, yönetime karışmasıyla gerçi ne değişti ?... MENDERES gitti DEMİREL geldi, 12Eylül 1980 sonrasında da DEMİREL’in gidip, ÖZAL’ın gelmesi gibi…Ne fırıldaklar dönmekte sürekli Asker-Hükümet işleri ve ABD arasında ?...

Devamı...