1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Kendimi Teslim Ediyorum!

Yazdır E-posta

Alkan Soyak - 09 Mayıs 2011

Kendimi Teslim Ediyorum!
Alkan Soyak 

Sabahın köründe fakülteye gidiyorum; derslerimi yapmaya, bildiklerimi öğrencilerimle paylaşmaya. Çocuklar huzursuz; “hocam yazdığınız gazetenin Internet sayfası çökertilmiş, sizin bloğunuz yasaklanmış, bir sorun mu” var diyerek kaygılı gözlerle konuyu o malum “paranoyaya” getiriyorlar. “Ne alaka, o genel bir yasak, piyango bizim siteye de vurdu. Kurunun yanında yaş da yandı, demokrasilerde çare tükenmez, yasaksız bir bloktan devam ediyoruz” diyorum. “Ayrıca hukuka aykırı ne yazıyoruz ki, burası demokratik bir hukuk devleti, siyasi iktidarın icraatlarını beğenmemek ve onları yasal sınırlar içinde eleştirmek ne zamandır suç oldu” diye ekliyorum. İçlerinden biri, “68 kuşağından süzülen isminin manasıyla parlayan gözleri ışıl ışıl”: “Hocam kendinize bir sponsor bulsanız artık. Yazdıklarınızdan hem gurur duyuyor, hem de sizi içeri alacaklar diye korkuyorum” diyor ve ilave ediyor: “Sigaralarınızı da ben getiririm(!)”. Gülüyor, “çok masraflı olur senin için” diye yanıtlıyor ve öğrencilerimi teskin etmeye çalışıyorum.
 
Ders arasında odama gelmiş yorgunluk kahvesi içiyorum. Çok sevdiğim bir hocam, bir zehir hafiye edasıyla içeri giriyor ve “çıkar telefonun pilini, bunlar hepimizi dinliyor” diyor. O telefonları dinleme potansiyeli olanlara fırından yeni çıkmış, taptaze sevgilerimi yolluyor, gülüyor ve sevgili hocamı teskin etmeye çalışıyorum. Okuldan çıkmak üzereyim. Hadi diyorum epeydir görmediğim mesai arkadaşlarıma bir uğrayayım, iki sohbet edelim. Birkaçı bir araya gelmiş gündelik mevzulardan konuşmaktalar: “Ya hocam aklımıza da sen geldin, bir sıkıntı yoktur umarız” diyorlar laf arasında. “Nereden çıkardınız bunu?” diyorum, gülüyorum ve arkadaşlarımı teskin etmeye çalışıyorum.
 
Dersten çıkmış, yorgun argın, Yeşilköy sahilindeki çay bahçesinde bir keyif sigarası yakıp çayımı yudumlarken, otuz yıllık ahbaplarımıza rastlıyorum; epeydir görüşmemişiz. Konu konuyu açıyor, malum konuya geliyor. “Evladım artık facebook'ta bile bazı videoları paylaşmaktan çekiniyoruz. Acaba bizi de izliyorlar mıdır?” diye soruyorlar. Gülüyorum, eski komşularımı teskin etmeye çalışıyorum.
 
O gün tesadüf o ki, anne ve babama hal hatır sormak için uğradığım bir gün. İçeri giriyorum, hasretle kucaklıyorum kendilerini. Annem evlatlıktan ret etme tehdidiyle yoğurarak yalvarıyor titreyen sesiyle; “Oğlum ne olursun şu gazetede yazma sivri sivri, sonun olacak Silivri(!)”. Babam ise evlilik programına dalmış, durumu pek umursamamakta. “Saçmalama anacım diyorum, ben ne yazdığımı bilmiyor muyum? Bu korku imparatorluğunda her yazdığımızı yüz kere elekten geçirmek zorunda kalıyoruz zaten”. İçimdeki oto-sansüre lanet ediyor, gülüyor ve anamı teskin etmeye çalışıyorum.
 
Bilgisayardan e-maillerimi kontrol etmek için kardeşimin odasına geçiyorum. Bu arada, aşırı kalabalık ve kakofoniden sıkılmış; facebook hesabımı yaklaşık bir haftadır dondurmuşum. “Hadi artık açıyım, sıkıntıdan biraz olsun kaçayım” diyorum. Eski bir arkadaşım, anında bir mesaj yollayıp; “ne o kaç zamandır facebook’ta yoksun, Silivri’ye mi uğradın” diyor. “Daha uğramadım ama senin burada benle görüşeceğin yok, bu videoları paylaşmaya devam et, bir ara sen de gelirsin, iki laflarız” diye takılıyorum. Gülüyor ve sevgili arkadaşımı teskin etmeye çalışıyorum.
 
Derken nefesim kesiliyor, gözlerim kararıyor. Kendime geldiğimde, “Allah hepinizin teskininizi versin” diye haykırarak, Beyoğlu’nun sisli puslu sokaklarında ilk gördüğüm bir rock bara dalıyor,  kendimi gitar çığlığına “teslim ediyorum".
 
Alkan Soyak
 
Ulus Gazetesi, 18 Nisan 2011

 

 

Seçme Haber

Çık, Çıkabilirsen İşin İçinden…

60’lı yılların ortalarında  (ki 27 Mayıs 1960 sonrasında askerin, yönetime karışmasıyla gerçi ne değişti ?... MENDERES gitti DEMİREL geldi, 12Eylül 1980 sonrasında da DEMİREL’in gidip, ÖZAL’ın gelmesi gibi…Ne fırıldaklar dönmekte sürekli Asker-Hükümet işleri ve ABD arasında ?...

Devamı...