“Milliyet Örneği” Üzerinden Ekonomi Sayfalarının Hal-i Pür Melali
“Milliyet Örneği” Üzerinden Ekonomi SayfalarınınHâl-i Pür Melâli
Alkan Soyak
15-20 yıl önce fakültede İktisada Giriş dersleri verdiğim yıllarda, öğrencilerime bazı gazetelerin ekonomi sayfaları ve köşe yazarlarını takip etmelerine yönelik projeler verirdim. Böylece okulda edindikleri teorik bilgilerin gündelik hayattaki karşılıklarını görmelerini amaçlardım. Bugün bu dersi veriyor olsaydım, sanırım gazetelerin ekonomi sayfalarından çok “mizah dergilerini” okumalarını önerirdim. Niçin mi? Gelin hep birlikte büyük bir gazetemizin ekonomi sayfalarını okuyalım ve neden olduğuna siz karar verin.
Bir gazetenin ekonomi sayfasında neler olmalı? Bu soruyu düşünmeme neden olan şey, yaklaşık 20 yıldır her gün alıp okuduğum Milliyet Gazetesi’nin ekonomi sayfalarında son yıllarda yaşanan dönüşümdür. Bana kalırsa ekonomi sayfaları “öncelikle” halkın sosyoekonomik sorunlarını dile getirmeli, bu sorunlarla ilişkili yetkili kurum ve kişilerin çözüm önerilerine yönelik tartışmalarını gündeme taşımalıdır. Bu yapılırken de olabildiğince objektif bir yayın politikası izlenmeli, gizli ve örtülü reklamdan kaçınılarak, haberin ve yorumun selametine asgari özen gösterilmelidir. Böylesi bir ekonomi sayfası yapabilmenin ön koşulu ise gücünü tamamen halktan alan, bağımsız ve ekonomik olarak ayakta durabilen ve “tarafsız bir yönetime” sahip kurumsallaşmış bir gazeteyle mümkündür. Holding gazeteciliği ile bahsettiğimiz türde bir ekonomi sayfası hazırlamak olası değildir. Şimdi size Türkiye’nin en önemli gazetelerinden biri olan Milliyet’in 9 Ocak 2011 tarihli sayısının 5 sayfadan oluşan ekonomi sayfalarını analiz etmeye çalışacağım.
1. Sayfayla başlayalım. Tahmin edebileceğiniz gibi ekonomi sayfalarının olmazsa olmazı olan döviz kurları ve borsa endeksleri, ilk sayfanın en üstünde yer almakta. Sonra hemen altında bir manşet: “Portekiz ve Euronun Sınav Haftası Başlıyor”. 5 sayfa içinde küresel ekonomiyle ilişkili genel bilgiler içeren ve reklam kokmayan tek ekonomi haberi buymuş gibi duruyor. Aynı sayfada Güngör Uras’ın köşesinde Eğirdir’deki elma üretimini ele alan yazısı yer alırken, sayfanın yarısı Türkiye Ekonomi Bankası’nın reklamıyla kaplanmış durumda. Ve hepimizi ilgilendiren(!) bir ekonomi haberi bu reklamın hemen yanında yer almakta. “Cem Mengi şubatta ING’nin genel müdür vekili oluyor”(muş).
İçimde bir umut, 2. sayfayı çeviriyorum. Köşe yazarlarından Meral Tamer “Efsane piyanist Martha Argerich İlk Kez Türkiye’de; Sakın Kaçırmayın” diyor köşesinden. “Peki, emrin olur” diyerek geçip, sayfayı okumaya devam etmek istiyorum. Ama yazısının sonunda konserin verildiği mekânın sponsorlarına yapılan övgü dikkatimden kaçmıyor. Uzun yıllar bu konserleri Akbank’ın sponsorluğunda dinlediğimizi, bu yıl bayrağı Finansbank’ın aldığını, sanatçıların ulaşımını da yıllardır THY’nin sağladığı bilgisini veriyor Tamer; hem de üstü örtülü falan değil neredeyse açık bir şekilde reklam yaparak. Neyse, geçiyorum bu yazıyı. Derken hemen üstte bir manşet daha, işsizlikten kırılan, geçim sıkıntısından kurdeşen döken vatandaşı en sıcağından ilgilendirecek tarzda üstelik(!): “ABD’ye hızlı giren Lazzoni, Kerim Rashid’in Peşinde” imiş. Manhattan’da ilk mağazasını mobilyacılarıyla ünlü caddede açan Artvinli Lazzoni, ayda 250 bin dolar ciroya ulaşınca ülkede depo ve üç mağaza yatırımı daha yapma kararı almış. Yahu “Laz’zoni, bizim Lazlar işsizlikten kırılırken ne işin var senin Manhattan’da? Git Artvin’e yatırım yap” demek istiyorum. Ama susuyorum. Lakin ilgili şirketin bu tür haberler yaptırmak için PR şirketlerine ne kadar kaynak aktardığını, Milliyet’e yılda kaç TL’lik reklam verdiğini merak ediyorum. Umutla 2. Sayfanın altındaki haberlere geçiyorum. Tahmin edebileceğiniz gibi örtülü reklamlar devam ediyor. Temsa CEO’su Tamer Ünlü açıklama yapmış: “Fransa Yollarında 3 bin 500 Temsa otobüsü var”mış. Haberi okumaya devam ettiğimizde aslında CEO’nun 20 yıl aradan sonra tekrar Temsa’ya geri dönüşünün kutlandığını anlıyorum. Hemen yandaki habere geçiyorum. Bir logo, “Bizim Toptan Satış Mağazaları” ve altında haberin başlığı “Bizim Toptan’ın 9 aylık cirosu 1 milyar TL’yi aştı”. Yine düşünmeden edemiyorum, Ülker Grubu bu tür haberleri yaptırmak için gazeteye ayda ne kadar reklam parası aktarıyor acaba?
Sabırla 3. Sayfayı açıyorum. Ali Perşembe isimli köşe yazarı gülümseyerek “cin cin” bakıyor köşesinden. Bu yazar yeni yazmaya başladı Milliyet’te. Yazısının başlığı “Robinson’a Selam, “Adalar”da Kapitalizme Devam”. İlk bakışta makûs talihlerini kırmaları için bizim “Prens Adalar”ına bir turizm yatırımı falan mı yapılıyor acaba diye merakla okumaya başlıyorum. Meğerki konu İngiltere’de geçmekte ve kapitalizmin “iş bölümü ve uzmanlaşma” temelli yayılımı mizahi bir dille hicvedilmekte. “Perşembe”yi Milliyet ekonomi sayfalarının Güngör Uras’tan sonra en okunası yazarı ilan ediyor ve aynı sayfadaki haberleri okumaya devam ediyorum. “Borusan iklim değişim bildirisini imzaladı” başlıklı haberin hemen altında “Renault Uluslararası Bir Şebekenin Kurbanı” başlığıyla meraklanıyorum. Haberde şirket içinde elektrikli otomobillerle ilgili teknolojiyi dışarıya sızdıran üç yöneticinin görevden uzaklaştırıldığı bilgisi yer almakta. Hem de yabancıların çıkarına hizmet eden ekonomik, stratejik ve teknolojik bilgilerin toplandığı organize bir şebekeyle karşı karşıyaymış Renault. “Sermayenin milliyeti olmadığını ve ekonomik ulusalcılığın geride kaldığını” iddia eden neoliberallere selam veriyor ve gazetenin üçüncü sayfasındaki reklam kokmayan tek haberi okuyorum: “9,5 milyon konutun deprem sigortası yok”muş. Eeee, “Bizim sığındığımız Allah’ımız var, Allah korusun” diyerek 4. Sayfaya geçiyorum.
İşte, tüm albenisiyle karşınızda, aslan gibi bir borsa sayfası. Başlık ise oldukça manidar: “Kar payı yoksa yatırımcı da yok”. “Borsada 350 şirket içersinden sadece 50 tanesi son 5 yılda düzenli temettü ödemiş. Borsadaki yatırımcı sayısı ise hala 2000 yılının altındaymış ve “borsaya yeni yatırımcı yüksek temettü ödeyen şirketlerle gelecek”miş. Bir yandan “umut fakirin ekmeği” özdeyişini hatırlarken, diğer taraftan da Nietzsche’nin “ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır” sözünü düşünüyorum.
Nihayet Milliyet Ekonomi sayfalarının 5. ve son sayfasına geliyorum. Bu sayfa Tebernüş Kireççi yönetiminde tamamen Emlak sektörüne ayrılmış. Sayfanın doğası gereği her yanında konut şirketlerinin yöneticilerinin beyanları ve yeni konut projeleri yer almakta. Sayfanın ortasında bir manşet: “Güneşli’ye 215 milyon dolarlık iki proje doğdu”. Bu projelerin nasıl doğduğunu merak ediyorum. Ortadaki rakama bakar mısınız? Siz olsanız merak etmez misiniz? İstanbul Büyük Şehir Belediyesi (İBB) bölgeyi birinci derecede merkez ve prestij hizmet alanı ilan etmiş ve yeni yatırımlar buraya kaymaya başlamış. Bu yörüngeye giren son isimlerden biri de Maryapı imiş. Bakın şirketin yönetim kurulu başkanı bu konuda ne diyor: “İBB’nin aldığı bu karar bize çok iyi geldi ve aynı lokasyonda gerçekleştirdiğimiz 2 projede verimli sonuçlar aldık”. “Neden acaba İBB’nin aldığı hiçbir karar sıradan vatandaşa iyi gelmez” diye sorarak, bu sayfanın da “Anthill Residence” projesinin tanıtımı ve “Dumankaya Flex Projesinin” reklamıyla sonlandığını belirtmek istiyorum.
Gazetenin ekonomi sayfalarının 5.si ve sonuncusuyla okumayı bitiriyorum. Şimdi dönüp soruyorum. Siz ekonomi hocası olsanız, öğrencilerinize gazetelerin ekonomi sayfalarını mı yoksa mizah dergilerini mi okumalarını önerirdiniz? Hele “Leman Dergisi”nin şu kapağını gördükten sonra. Ne dersiniz?
Ulus Gazetesi, 17 Ocak 2011
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Tayyip Bey, Ne Zaman, “Otoriter Bir Rejim Yok” Dese, O Zaman “Otoriter İşler” Oluyor! |
|
| Devamı... |




Evet, Tayyip Bey, ne zaman, “Türkiye’de otoriter bir rejim yok” dese ya da benzeri bir şey söylese, o zaman “otoriter işler” oluyor! Nitekim, İran dönüşü yaptığı açıklamada da, “Burada (Türkiye’de) totaliter bir rejim yok, otoriter bir rejim yok” dedi.
