“Issızlığın Ortasında”
Bir düş gördüm geçenlerde Görmez olaydım, ah olsaydım
İçime şeytan girdi sandım
Keşke hiç uyumasaydım.
Moğollar grubunun Sivas Madımak katliamına ağıt olarak bestelediği “Issızlığın Ortasında” isimli şarkısının, özerklik senaryolarının tartışıldığı bugünlerde hislerime tercüman ve bu yazıma da başlık olacağını düşünmezdim açıkçası.
“Keşke hiç uyumasaydım” diyebileceğimiz günler çok yakında olabilir sevgili dostlar. 2011 genel seçimleri arifesinde DTK'nın açıkladığı “Demokratik Özerklik Projesini” BDP öylesine kurnaz bir manevrayla tartışmaya açtı ki, bu tarihten itibaren Türkiye için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, bu böyle biline.
2011 genel seçimlerine yönelik siyasi rekabetin hangi minvalde/eksende gerçekleşeceği de üç aşağı beş yukarı belirlenmiş oldu. Daha birkaç ay evvel BDP ile ittifak arayışlarına giren AKP ve CHP’nin, BDP’nin tartışmaya açtığı projeye yönelik tutumları 2011 sonrası siyasi iktidarın kim olacağının belirleyicisi olacak. Daha da önemlisi Türkiye’nin geleceği büyük ölçüde bu siyasi iktidarla çizilecek.
“Liboş, dönek Marksist, İslamcı, Kürtçü, sözde-demokrat, 2. Cumhuriyetçi” vb. unsurların BDP’nin ilgili projesini hoş göstermeye çalışan, ulus devletin ve merkezi idari yönetimin zaaflarına abanıp, yerel yönetimlere dayalı federatif devlete geçişin ön hazırlıklarının yapılacağı tartışma programlarından geçilmeyecek TV’ler. Satılmış köşe yazarları en incelikli propagandalarla sızacaklar zihninize.
Büyük oyun başlıyor sevgili dostlar. “Yumuşak yumuşak, ılık ılık, yavaş yavaş, sindire sindire, alıştıra alıştıra” yapılacak tüm bunlar.
Kimi eski genel yayın yönetmenleri “verelim gitsin, yeter artık ayrılalım” tezini savunacak; daha önce yazdıklarını da hatırlatıp, “bak ben söylemiştim” diye sırıtarak.
Kimileri ise tapındıkları “Osmanlı” imgesiyle yatıp kalkıp, adem-î merkeziyetçiliğin faydalarını tarihsel ve kuramsal söylemlerle en akademiğinden yaldızlayıp, parlatarak önümüze koyacak.
Bazıları “küreselleşme”den dem vuracak, anlı şanlı sosyal bilimcilerin isimlerini sıralayarak art arda, “Ulus Devlet”in zaten sonunun geldiğini muştulayacak. Yeni yüzyılın “gevşek imparatorluklar devri” olduğu tezini işleyerek, neo-Osmanlıcılarla ittifak yapacak.
“Ulus-devleti ve Üniter yapıyı, laikliği, milletin bölünmez bütünlüğünü, Atatürk milliyetçiliğini, devletin dilinin Türkçe olduğunu, bayrağın tek olduğunu ve başkentin Ankara kalacağını” haykırmak isteyen “düşünürler, öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar, çiftçiler, memurlar ve sade vatandaş” düşüncelerini ifade edecek, sesini duyurabilecek herhangi bir platform bulamayacak. Bulsa bile “Cumhuriyet Mitingleri”ni düzenleyen ve bunlara katılan insanların başına neler geldiğini hatırladıkça; korkacak, sinecek ve susacak. Nihayetinde tüm tartışmaların seyircisi kalacak bu sessiz kitleler.
Lakin bu sefer “Kral çıplak” demenin zamanıdır. İşte size paha biçilmez bir fırsat ey dostlar! 2011 seçimlerinin ekseni bellidir artık. Kim ki senin haykırmak istediğin bu değerleri hafife alır, kişisel çıkarları uğruna siyasetine malzeme yapar, kişisel siyasi istikbali adına Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbalini hiçe sayar; darbeyle değil, askerle değil, “sandıkla silinme” zamanıdır.
Bir düş gördüm geçenlerde
Görmez olaydım, ah olsaydım
İçime şeytan girdi sandım
Keşke hiç uyumasaydım.
Peki, Uyursan Ne Mi Olabilir?
Önce Anayasa’nın değiştirilmesi teklif edilemez olan maddeleri sulandırılıp, değiştirilebilir.
Devlet dairlerindeki Atatürk portreleri ve büstleri depolara indirilebilir.
İlköğretim okullarından “Öğrenci Andı” ve “İstiklal Marşı” kaldırılabilir.
Doğu ve Güneydoğu’da dağda taşta yazılı “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazıları silinebilir.
BDP’nin tartışmaya açtığı demokratik özerklik projesi yavaş yavaş hayata geçirilerek, nihayetinde "Özerk Kürdistan” kurulabilir.
Bölgede anadil Kürtçe, ikinci dil Türkçe olabilir.
AKP tarafından zaten kalkınma ajansları kurulmuş ve ülke idari anlamda 26 bölgeye bölünmüş olduğundan, AB destekli idari mekanizma bölgeye can suyu verebilir.
Bölgenin yeraltı ve yerüstü ekonomik kaynakları AB ve uluslararası konsorsiyumların denetimine geçebilir.
Siyasal, hukuki, öz savunma, sosyal, ekonomik, kültürel, ekolojik ve diplomasi alanlarında özerkliğin sağlandığı “Bağımsız Kürdistan”, daha sonra ilgili bölgedeki diğer devletlerle “konfederalizmin” öncüsü olabilir.
Bu Kürt Konfederal Devletler topluluğunun merkezi Diyarbakır olabilir.
Merkez Bankası, SPK, BDDK ve kamu banklarının genel müdürlükleri İstanbul’a taşınarak, Başkent’in içi boşaltılabilir.
İstanbul, “Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin küresel finans merkezi olarak, kapitalizmle yeşil sermayenin eklemleştiği Gevşek İmparatorluğun cazibe merkezi halini alabilir.
“Yok, artık daha neler!” dediğinizi duyar gibiyim. Uyumaya devam edersek bu kâbusu görmeyeceğimizi kim garanti ediyor bize? Şu anki duruşu ve kompozisyonuyla “Hükümet” ve Meclis” mi? Yoksa “bağımsız(!) yargı” mı? Bu sorunun yanıtını iyi düşünmek gerek, sevgili dostlar. Mustafa Kemal’in önderliğinde kazanılan “Bağımsızlık Savaşı”nı bu millet “niçin, kimlere karşı ve nasıl” vermişti? 2011 genel seçimlerinde sandığa giderken, bu soruları unutmamak gerek.
Unutmayalım, unutturmayalım.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
21 Aralık 2010
Krizalit©
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| TBMM Hangi Şartlar İçinde ve nasıl Açıldı |
|
| Devamı... |




Meclis’in açılacağı günlerde batı dünyası dinsel fanatizmin ve emperyalizmin acımasızlığının en canlı örneğini veriyorlardı. 12 Şubat–10 Nisan 1920 günleri arasında Londra’da Türklerle yapılacak barış antlaşmasının esaslarını tespit etmek amacıyla yapılan toplantıda
