Yeter Artık! Dursun Akan Bu Kan…
Bugün yazmak gelmiyor içimden. Zorluyorum cümleleri; kelimeler bir oraya, bir buraya savruluyor. Olmuyor, tutamıyorum! Aklımı, bilgimi, mantığımı koyuyorum cümlelerin içine. Açıyorum parantezleri hiç bitmeyecekmiş gibi. Kapatıyorum sonra tekrar, tekrar. Tırnak içine alıyorum önemli “zirveleri”, “kurulları” ve “şahsiyetlerin açıklamalarını”. Ünlem ve soru işaretleri art arda sıralanıyor hepsinin ardından. Dönüp bakıyorum; bir yığın “toplantı ve laf” soru işareti ve ünlemle yüklü, lakin işe yaramıyor? Hiç bir anlamlı cümle yetmiyor içimdeki sıkıntıyı aktarmaya. Hiçbir akli cümle kâfi gelmiyor “şehit oğlunun naşını babalar günü hediyesi”(!) olarak öpen babanın haleti ruhiyesini anlamaya, akan gözyaşını anlatmaya. Hiçbir insaflı sıfat yetmiyor “kameraman ve fotoğrafçısıyla” mevziiye inen devlet erkânının dağlardaki “medyatik ziyaretlerini” nitelemeye.
Zorlamaktan vazgeçiyorum aklımı ve cümlelerimi; koy veriyorum parmaklarımı “yüreğimin aktığı” mısralara. Bağırıyorum boğazım yırtılırcasına:
“Yeter artık! Dursun akan bu kan”
Karanlık ruhlar, kan bürümüş gözler
Pazara çıkmış uyuşuk-silik yüzler
Vuruyor kahpenin kurşunu, kıyıyor taze fidanlara
Artık geleceğe dair ne bir düş var, ne de manzara
Yazgısı mıdır garibanın hep ağlamak
Reva mıdır ana kuzusu Mehmetlere kefen bağlamak
Ağlıyor analar, ağlıyor babalar, eşler, kardeşler
Ağlıyor insan olan, insanlığından utanarak
Bu nasıl bir kindir ki açtığı yara
Zehir gibi akıyor cerahati yakarcasına
Her yerde kan ve gözyaşı, ağıt, feryat-figan
Midem bulanıyor kardeşim, gözlerim yanıyor
Yeter artık! Dursun akan bu kan…
Ulus Gazetesi, 28.06.2010
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




Elektrikteki kaçak değil bu, hani bir yerlerden sızıp da insanı yerinden zıplatıp, çarpacak türden…Gerçi elektriğin de KAÇAK olanı var sürekli vebali faturalarımıza eklenen…Eklense de KAÇAK elektriğin bedeli sırtımıza, yine de yenilmiyoruz hırsımıza; ödüyoruz…
