1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

‘Türban’ Örtmezse ‘Yorgan’ Verelim

Yazdır E-posta

Alkan Soyak - 22 Şubat 2010

www.ucnokta.com sitesinde yayınlanan ve daha sonra Derin Yayınları tarafından basılan kitabımıza da aktardığımız Örtün Üstünü Türbanla başlıklı yazımızın üzerinden 2 yıl geçmiş. O yazıda, hararetle gündemde tutulmak istenen türban tartışmasının, aslında listelemeye çalıştığımız bir sürü sosyoekonomik ve siyasi sorunun üstünü örtme çabasının bir yansıması olduğunu iddia etmiş ve aşağıdaki cümlelerle yazımızı sonlandırmıştık:

“Bu liste uzar gider. Lakin günlerdir dayatılan gündeme bakın: ‘Türban’ üniversitede serbest olmalı! Tek sorunumuz ‘türban’dı çünkü. Değiştirin Anayasa’daki ilgili maddeleri. Çözdüğünüzü sanın bu yapay sorunu. Aşındırın Cumhuriyet’in temel ilkelerini ve kazanımlarını. Bölün insanları ‘türbancılar-anti türbancılar’ diye. İlerde çıkacak sorunları bakalım neyle örteceksiniz? Neyi siyasetinize malzeme yapacaksınız? Örtün üstünü bundan sonra ‘türban’ın da görelim”

 O yazıdan sonra mevcut sosyoekonomik ve politik sorunların örtülmesi adına, AKP iktidarının ve güdümündeki medyanın “maharetli gündem değiştirme ve manipülasyon çabalarıyla” birlikte geçen tam 2 yıl. Tahmin edeceğiniz üzere, ilgili yazıdan aktaracağım aşağıdaki listede yer alan sorunlar hallolmadığı gibi, üstlerine yenileri eklenmekte. Ancak bu sefer kamuoyunu uzun süre meşgul eden ve kafaları karıştıran çok daha kalın bir örtü konuldu önümüze; “Ergenekon İddianamesi”. Son aylarda gündeme getirilen “darbe plan ve senaryoları”na ilişkin iddialar da bu örtünün “süsü-danteli” oldu. Bu iddiaların “haklı” ya da “haksız” olduğunu “yargının bağımsızlığı” ve “zaman” belirleyecek. Dolayısıyla iddialarla ilgili yorum yapmanın şu aşamada çok fazla anlamı yok. Ama gizli yürütülmesi gereken hukuki sürecin içeriği bir kısım medya tarafından kasıtlı olarak ortalığa saçılmakta. Peki, 2 yıl evvel listelediğimiz sorunlar nelerdi? Yazımızdan aktararak hafızalarımızı tazeleyelim: 

**** 

AB ve ABD güdümlü politikalarla ulus-devlet ve ulusal bütünlük aşındırılmış.
Güneydoğu’da sınırları yeniden çizen haritalara göz yumulmuş.
Sınır ötesi harekât için Bush’tan icazet alınmış.
AB’ye girme rüyasından Sarkozy’nin tekmesiyle uyanılmış.
Yani kısaca ‘ulusal onur’ ayaklar altına alınmış.
Örtün üstünü türbanla…
Çarşıda, pazarda enflasyon almış, yürümüş.
Cari açık rekor kırmış, ithalat ihracatı neredeyse ikiye katlamış.
Ekonomi iç-dış borç batağına batmış; ekonomi yönetimine ‘IMF ve küresel sermaye’ el koymuş.
Dünyada en yüksek reel faiz veren ‘finans pazarı ve rant ekonomisi’ olarak Türkiye liste başı olmuş.
İMKB’nin %70’i yabancıların kontrolüne geçmiş.
TC Merkez Bankası, hükümetten bağımsızlaşırken, küresel sermaye ve IMF’ye bağımlı hale gelmiş.
 Örtün üstünü türbanla…
‘Babalar gibi sata sata’ memlekette kamu varlığı kalmamış; ulusal varlıklar yabancılaştırılmış.
Bankacılık, telekomünikasyon, enerji ve maden gibi sektörler yabancıların eline geçmiş, tarım sektörü çökertilmiş ve ülkenin ana sektörleri küresel şirketlere peşkeş çekilmiş.
Limanlardaki egemenlik haklarının yabancılara teslim edilmesine yol açacak özelleştirmelere kapı açılmış.
Arap şeyhlerinin plazaları İstanbul’un en değerli arazilerinde temellendirilmiş.
Ulusal sermaye Çin’e, Bulgaristan’a Rusya’ya kaçar olmuş.
Örtün üstünü türbanla…
Sosyal güvenlik, sağlık ve sigorta sistemi batmış.
Sendikal haklar geriletilmiş, çalışma koşulları kötüleştirilmiş, emekçilerin reel ücretleri aşındırılmış.
Kayıt-dışı ekonomi patlamış; enkaz altından sigortasız işçilerin cansız vücutları çıkarılmış.
Emekliler banka kuyruklarında ölüme terk edilmiş.
İşsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliğinde rekorlar kırılmış.
Sosyal devletin işlevlerini yardım fenerleri ve tarikat ilişkileri almış.
Yoksullaştırılan kitleler, erzak torbalarına ve ramazan çadırlarına mahkûm edilmiş.
Örtün üstünü türbanla…
Merkezi devlet örgütü ve yerel idarelerde tarikat ilişkileri ve AKP’ye yakınlığın belirlediği kadrolaşma doruğa cıkmış.
Kamu ihalelerinin kılıfına uydurulup, AKP destekçileri ve yandaşlarına verilmesi sıradan bir eylem haline gelmiş.
Kamuda iç denetim mekanizmaları ve teftiş müesseseleri zayıflatılmış.
Terfi ve yükseltmelerde ahbap-çavuş ilişkileri, kayırmacılık ve yozlaşma, liyakatin belini kırmış.
Eşlerinin başlarını örtüp örtmediği, yüksek bürokratların atamalarında temel kıstas haline getirilmiş.
Örtün üstünü türbanla...
Birçok devlet kurumu gibi YÖK’ün de siyasallaşmasına yönelik sürece kapı açılmış.
Piyasacı yaklaşım eğitime sıçratılmış; yüksek öğrenimde “paralı eğitim” temel hedef olarak ortaya konulmuş.
Vakıf ve özel üniversitelerin açılması desteklenerek, ‘gecekondu üniversitelerine’ kapı açılmış.
Her ‘il’e bir üniversite saplantısıyla, üniversiteler ‘lise’leştirilmiş; kadrolarında profesör olmayan bölümler faaliyete geçirilmiş.
Yeni açılan üniversitelerin çoğunda siyasal kadrolaşmalara yol verilmiş.
‘Tarikat-öğrenci evleri’ devletin öğrenci yurtlarını ikame eder hale getirilmiş.
 Örtün üstünü türbanla…

*******

2 yıl evvel örtülecek sorunlar listesi ve Türkiye’nin “manzarai umumiyesi” buydu. Peki, bugün malum manzarada bir şekilde iyiye giden ve hallolma eğilimine girmiş herhangi bir konuya rastlıyor musunuz? “Hayır” dediğinizi duyar gibiyim. Aksine Türkiye, bu listedeki “ekonomik sorunların” daha da sert yaşanmasına vesile olan ve “teğet geçtiği” iddia edilse de “ciddi yaralar” bırakan küresel bir finans krizinden etkilendi. 2009 yılı için %6–7 arasında olacağı tahmin edilen önemli bir ekonomi küçülme yaşandı. İşsizlik oranı %13 düzeyine ulaştı. 2010 yılı ise bu krizin acı reçetesinin yine işçiye, memura, emekliye ve sabit gelirliye çıkartılacağı bir “nekahet dönemi” olarak geçecek. Sonuçta liste daha da kabardı. Ama iktidarın hakkını verelim; örtü neredeyse ‘yorgan’ oldu. Daha da önemlisi artık siyasal iktidar, ilgili sorunları örtme yolunda, arkasını eskisinden çok daha güçlü bir medya gücüne dayamış durumda. Zaten sayısı iyice azalmış muhalif medya grupları bu süreçte (bir biçimde!) neredeyse tamamen susturuldu. Buna karşın yandaş medyada niceliksel büyümenin ötesinde yöntemsel olarak da ciddi bir nitelik değişimi gerçekleşmeye başladı. Siyasal iktidarın “taraf”ında yer alan, cemaat ve ABD bağlantılı yeni bir yandaş gazete, iktidarın “medya tetikçisi” olma misyonunu yüklenerek, taptaze bir sıfata da imza attı.  Türkiye önümüzdeki seçimlere kadar hepimizin anlamaya ve anlamlandırmaya çalışacağı kaotik bir süreçten geçecek. Vatandaş “ya uyanacak ve yorganın altındakini görecek”, ya da tatlı rüyalar görmeyi sürdürerek “sıcacık yatağında uyumaya” devam edecek 

Ulus Gazetesi   (22.02.2010)

www.ulusgazetesi.com

   
 

Seçme Haber

"Yavuz Hırsız" Rolü Oynanıyor

İktidarın yandaş yazar ve sözde aydınları, bütünüyle AKP ile Tayyip Bey’i koruyup kollamayı ve yargıyı ele geçirmeyi amaçlayan ve bu niyet anlaşılmasın diye de içine bazı elma şekerleri sokuşturulan anayasa değişikliği paketine karşı çıkanları; demokrasi karşıtı (!), darbeci (!) ve statükocu (!) olmakla suçlayacak kadar faşist olabiliyorlar.

Devamı...