‘Demokratik Açılım’dan ‘Teknolojik Açılım’a: Sahte Söylemler, Gerçek Niyetler!
Geçtiğimiz günlerde Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan bir haber ilgi alanım gereği özellikle dikkatimi çekti. Türkiye’nin önde gelen sermaye gruplarından Sabancı Holding’in, son dönemlerin yükselen eylemi olan “açılım” kervanına katılarak, Doğu ve Güneydoğu’da “teknolojik açılım” yapacağının müjdesi veriliyordu bu haberde. Haberin başlığı ise oldukça merak celbeden cinstendi: “Sabancı Grubundan ‘Teknolojik’ Açılım!”*
“Yüksek katma değerli ve sofistike ürün üretme”, “derinlemesine sanayileşme”, “teknoloji yaratımı ve yeni teknoloji geliştirme”, “sürekli inovasyon ve Ar-Ge” gibi ulusal teknolojik yeteneği yükseltecek kritik faaliyetlere yönelmek yerine, “perakendecilik, bankacılık ve finans” gibi sıcak paranın döndüğü ve kısa sürede yüksek kâr peşinde koşma motivasyonunun yönlendirdiği alanları ağırlıklı olarak tercih eden bu güzide sermaye gruplarımıza ne olmuştu da “teknolojik açılıma” karar vermişlerdi? “Teknolojik açılımdan anladıkları” acaba neydi? Özellikle de en demokratiğinden(!) bir “siyasi açılımın” tasarlandığı kritik bir dönemde ve tesadüfe bakın ki hem de aynı bölgelerde!
Haberin detaylarını okuyunca, ilgili açılımı muştulayan şahsın ilk anda damaklarımızda “Vatan-Millet Sakarya” tadı bırakan ulusalcı bir söylem takındığı dikkat çekiyordu. Hiçbir teknoloji zincirinin girmediği Doğu ve Güneydoğu’da yatırım atağına hazırlandıklarını belirten Teknosa’nın Genel Müdürü teknolojik açılımlarını açarken, “Ulusal bir marka olarak bu ülkenin her yerinde olmak sorumluluğumuz” diye buyuruyor ve bu bağlamda önümüzdeki dönemde Türkiye’nin doğu bölgesinde yatırıma ağırlık vereceklerini söylüyordu. Ve aşka gelerek devam ediyordu, adeta vatan şairi Nazım’a öykünürcesine: “Biz gitmesek, diğerleri gitmese, oraya kim gidecek?” Genel Müdürün vatansever yanı iyice kabarmış olacak ki hızını alamıyor ve söylemini şu altın değerindeki ifadelerle vurgulayarak güçlendiriyordu: “Biz bu ülkenin lider teknoloji mağaza zinciriyiz. Bu ülkenin her yerinde olmak bizim sorumluluğumuz. Ticaretin dili, dini, ırkı olmaz. Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır”. Belli ki hızını alamayan Genel Müdür, teknolojik açılımlarını Nazım’dan, Mustafa Kemal’e en çarpıcı sloganlarla süslemek istiyordu. Hatta kendi teknolojik açılımlarını hükümetin demokratik açılımıyla da örtüştürmeyi unutmuyordu. Doğu ve Güney Doğu’da halkın dilinden anlayan ve bölgeye uyum sağlayacak çalışanları tercih edeceklerini, işe alımları gittikleri bölgeden yaptıklarını, eğitimleri ise İstanbul’da verdiklerini vurguluyordu. Böylelikle “Kürt realitesini” de dikkate alan lakin ulusalcı çizgiyi de ihmal etmeyen bir söylem geliştiriyordu kendince. Tabiri caizse “hem nalına hem mıhına” vuruyordu. Aslında “ticaretin dini, dili ırkı olmaz” diyerek de temel dertlerinin ne olduğunun işaretini vermiş oluyordu.
Gelelim bu özlü sözlerin arkasında saklı olan “teknolojik açılımın” gerçek manasının ne olduğuna. Hükümetin Kürt sorununa yönelik demokratik açılımının en önemli boyutlarından biri de hiç kuşkusuz “ekonomik boyut”. Bunun arkasında ise bölgede özellikle “son seçimlerde yaşanan başarısızlık” ve AKP’nin “siyaseten yeniden güç kazanma refleksi” önemli rol oynuyor. Bu bağlamda bölgeye yönelik ciddi ekonomik paketlerin hızla hayata geçirilecek oluşu bilinen bir gerçek. Bölge halkının gelirinin artmasıyla birlikte yükselecek talebi massetme rüyası içinde olan birçok özel sektör kuruluşu, krizin de etkisiyle, bölgeye yönelme planları yapıyor. Sektöre giren yeni yerli ve yabancı aktörlerin etkisiyle rekabetin iyice kızıştığı “teknoloji perakendeciliği” sektöründe ise çanlar özellikle çalmaya başlamış durumda. Sektörün içinden bir yetkili, teknoloji perakendeciliğinin hızlı yükselişine karşın sektöre iki yıl daha ömür biçerken, sektörde pazarın çok büyüdüğünü, fakat rekabetin pazarın büyümesinden daha fazla büyüdüğünü belirterek pastanın herkese yetmeyeceğini söylüyor**. Bu da sektör aktörlerini yeni pazar arayışlarına itiyor. Genel Müdür de bu durumu dönemin ruhuna uygun kavramlarla ve ulvi bir takım söylemlerle süsleyerek “hoş bir ambalajla” önümüze koyuyor.
Sonuç olarak “sektördeki mevcut pastayı/pazarı büyütme adına ithal edilen teknolojik ürünlerin yurtiçinde satılması” gibi “ulusal teknolojik yeteneğe” hiçbir olumlu katkısı olmayan bir faaliyetin Doğu ve Güneydoğu bölgelerine yönlendirilmesine yönelik bir pazarlama stratejisi, bize “teknolojik açılım” olarak yutturulmaya çalışılıyor. “Teknoloji yaratamayan”, “yeni teknoloji geliştiremeyen”, “teknolojinin ancak kullanıcısı olan”, “Ar-Ge harcamalarının GSMH içindeki payının %06 olduğu”, “teknolojik açıdan dışarıya bağımlı” ve en önemlisi “sanayileşmeden vazgeçmiş” bir özel sektörün “teknolojik açılımı” da, hükümetin malum konuyla ilgili “demokratik açılımı” kadar “sahte” oluyor.
Alkan Soyak 21.08.2009 E-mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
* Şükrü Andaç, Sabancı Grubundan Teknolojik Açılım, Milliyet, 17 Ağustos 2009
** http://www.yeniasya.com.tr/2008/04/02/roportaj/default.htm , Erişim Tarihi, 21.08.2009
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| "Yavuz Hırsız" Rolü Oynanıyor |
|
| Devamı... |




İktidarın yandaş yazar ve sözde aydınları, bütünüyle AKP ile Tayyip Bey’i koruyup kollamayı ve yargıyı ele geçirmeyi amaçlayan ve bu niyet anlaşılmasın diye de içine bazı elma şekerleri sokuşturulan anayasa değişikliği paketine karşı çıkanları; demokrasi karşıtı (!), darbeci (!) ve statükocu (!) olmakla suçlayacak kadar faşist olabiliyorlar. 