Paranoya Denizinde Faşizmin Tuzlu Kıyılarına Doğru
Paranoya Denizinde Faşizmin Tuzlu Kıyılarına Doğru Alkan Soyak
Bir tarafta tıp bilimine evrensel anlamda katkılar yapmış, organ nakliyle ilişkili ‘ilk’lere imza atmış Prof. Mehmet Haberal; diğer tarafta uluslararası ilişkiler alanında AB sürecine karşı ulusalcı ve onurlu bir duruşu, en üst düzeydeki akademik formasyonuyla bütünleştirereksergileyen Prof. Erol Manisalı. Yanı sıra, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin genel başkanı ve Atatürkçülüğün yılmaz savunucularından Prof. Türkan Saylan ve yönetim kurulu üyesi Prof. Ayşe Yüksel. Bir onur ödülü listesindeki akademisyenlerden değil, 12. dalga Ergenekon Listesi’nin ilk sıralarındaki isimlerden söz ediyorum. Bu dalgayla birlikte Ergenekon Çuvalı’na daha birçok akademisyenin de sokulacağına ilişkin niyet ve işaretler çok daha net bir biçimde açığa çıkmış oluyor.
Türkiye, bir paranoya denizinde faşizmin tuzlu kumsallarına doğru, “Ergenekon Dalgaları”yla ağır ağır sürükleniyor. “Varsayılan Ergenekon Örgütü”’nün gerçek öznelerini açığa çıkarma niyetindeki hükümet ve görevli devlet unsurları, son dalgayla birlikte ulusalcı, yurtsever, laik, Atatürkçü ve AKP karşıtı duruş sergileyen akademisyenlere “darbeci sıfatını” yapıştırarak, aslında böylesi bir duruşa sahip tüm akademisyenlere “aba altından sopa” gösteriyor.
Yapılan “Cumhuriyet Mitingleri” ve bunlara katılanlar, “darbeyi davet etme” imasına maruz kalıyor. Yargının siyasallaşma eğilimi sergilediğine dair ciddi tartışmaların gündeme geldiği, aklıselim bazı hukuk adamlarının gözaltı süreçlerinin ne kadar hukuka uygun olduğu ile ilişkili endişelerini dillendirdiği böylesi bir alacakaranlık kuşağına rağmen, üniversite dünyası her zamanki gibi sessizliğini ve tepkisizliğini sürdürüyor. Son dalgayla birlikte şimdiye kadar yalnızca bir platformdan tepki geliyor. ‘Üniversite Konseyleri Derneği’ Yönetim Kurulu, Ergenekon’daki son dalganın akademik dünyanın çok değerli hocalarına çarpmasıyla birlikte bir görüş yayınlıyor. E-posta kutuma düşen bu görüşü noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum…
Aydınlık günlerin özlemiyle…
“Akademiyi böyle bitiremezsiniz! Görünen odur ki yargı artık yalnızca siyasal iktidarın emirleriyle hareket etmektedir. Obamacı ve Fethullahçı yargı mensupları AKP'ye karşı her türlü muhalefeti ortadan kaldırmaya yeminlidir. Hiçbir ilericiliğe tahammülleri kalmamıştır. Kız çocuklarını evlerinden çıkarıp okumalarını sağlamak soruşturma konusudur. Yurtsever olmak darbecilikle yaftalanmaya yetmektedir. Darbeye karşıyım demek yetmemekte, AKP destekçiliği aranmaktadır. Amaç ortadadır: AKP'ye karşı olmak, AKP hükümetine muhalefet etmek, anayasal suç haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Bu durumda üniversitelere türban girmemesi için taraf olanlar elbette hedef tahtasında olacaktır. Herkes, hedefte şimdi kimler var demektedir. Hayır, kimse sinmemelidir. Üniversite, üyelerine sahip çıkmalıdır. Tabii ki bunu bugünkü üniversite yönetimlerinden bekleyemeyiz. Üniversite bileşenleri arkadaşlarını, hocalarını yalnız bırakmamalıdır.
ÜKD olarak bu yaşananlara seyirci kalmayacağız. Hocalarımız Cihan Demirci, Ayşe Yüksel, Filiz Meriçli derhal serbest bırakılmalıdır. Türkan Saylan'dan hükümet adına derhal özür dilenmeli; kolluk kuvvetlerinin verdiği zararlar ortadan kaldırılmalıdır. (ÜKD Yönetim Kurulu)”
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| "Yavuz Hırsız" Rolü Oynanıyor |
|
| Devamı... |




İktidarın yandaş yazar ve sözde aydınları, bütünüyle AKP ile Tayyip Bey’i koruyup kollamayı ve yargıyı ele geçirmeyi amaçlayan ve bu niyet anlaşılmasın diye de içine bazı elma şekerleri sokuşturulan anayasa değişikliği paketine karşı çıkanları; demokrasi karşıtı (!), darbeci (!) ve statükocu (!) olmakla suçlayacak kadar faşist olabiliyorlar. 