1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Taşeron Zurna mı, Vuvuzela mı?

Yazdır E-posta

Nurettin Kurtuluş - 03 Temmuz 2010

Afrika’da kıtasında düzenlenen Dünya Ayaktopu yarışması insanlığa bazı gerçekleri bir kez daha göstermiş oldu.

Emperyalizmin elindeki bu en güçlü ve en önemli profesyonel uyuşturucu ortalığı kasıp kavuruyor, insanların büyük bir bölümü farkında olmadan bu soytarı şovuyla yatıp kalkıyor.

Artık, bir mafya sektörü haline getirilen bu spor zevk vermezken, çimlerin üzerinde koşuşturan piyonlaştırılmış sporcuları seyredenler bahis şirketlerine koşuşturarak zengin olma hayaline kapılıyorlar…

Yuvarlak bir topu tekmelemek için milyarlarca € harcanan ayaktopu kulüpleri ve ulusal takımlar emperyalizmin taşeronları değil midir?

Sponsorluk (destekleyici) denilen ulusal ve uluslar arası bilinen kemirgen sermayeler bu spor dalını çok verimli bir sektör haline getirerek vurgunlarına vurgunlar, kârlarına kârlar ekliyor.

Kazanıyoruz ve kazandırıyoruz diyebilirler fakat dünyadaki tüm işsizler-yoksullar-açlar futbolcu olamayacağına göre bu sektör kimin-kimlerin işine geliyor?

Futbol kulüpleri çekirge sürüsü sermaye sınıfının taşeronluğuna terk edilmiş-teslim edilmiş olmuyor mu?

Milli takımımızın destekleyicisi falan filan derken Kızılay-Kızılhaç ya da Deniz Feneri-Yimpaş-Kombassan bu işe doğrudan soyunmuyor!

Yani öyle sevdaya tutuşmuş falan da değiller bu çekirge sürüsü!    

Her üniversite bitirene iş garantisi olacaktır diye bir kaide olmadığına göre, çocuklarını topçu ya da popçu yapmak isteyenlerin çok büyük bir bölümü de sonunda yıldız yetiştirememenin hayal kırıklığına uğruyor.

Son zamanlarda dingil kaymasıyla beraber taşeronculuk söylentileri de ülkenin gündemini işgal ediyor.

Asıl taşeron/lar karman çorman, kim kimin taşeronu?

Deliksiz ve 61 santim boyunda Vuvuzela 135 desibellik bir ses gücüne sahipmiş, üfleyene bağlı tabii ki!

Afrika kıtasındaki 2010 ayaktopu yarışmasında tribünlerdeki seyirciler Vuvuzelayı nefeslerken bizim Zurna gibi delikleri olmadığı için arı kovanına çomak sokmuş gibi vızıltılar çıkıyor.

Afrika kıtasındaki ülkelerin yöneticileri USA ve AB İmparatorluklarının eyaletleri iken taşeronu olduğu bir gerçek, bu Ortadoğu için de geçerli.

Ayrıca Ortadoğu’da kendininkine ilâveten taşeronluğa özenenlere verilen Müslüman Nobel’i yeterli olacak mı bu görev istemine?   

TDK’ ya göre Fransızcadan alınan taşeronluğun tarifi; Büyük bir işin bir bölümünü yaptırmayı, asıl müteahhitten kendi üzerine alan ikinci müteahhit, demekmiş.

Zurna yedi delikli santimetresi değişik oluyor, desibeli ise nefesin gücüne-ayarına ve deliklerle oynayan parmaklara bağlı. 

Yani müzik aleti, Vuvuzela gibi vızıltı değil notamsı zırıltı oluyor, yanına bir de davul ekledin mi davullu zurna eşliğinde peşkeş pardon peşrev çekilebiliyor!

Şimdi, taşeronun tarifinden yola çıkarak denilebilir ki Dünyada ana üstenci Siyonizm’in kuklası USA İmparatorluğu olduğuna göre ikinci yüklenici kendi üzerine alacağı görevleri üstleniyor ve zurnanın zırt dediği yerde Peşkeşe pardon Peşreve başlıyor.

Zurnada Peşrev olmaz deniliyor ama zurnanın deliklerini yoklayan parmaklar yerine göre arabesk de-ince sazdan fasıl da hattâ Beethoven’den Turkish March from The Ruins of Athens gibi Batı müziği çalabilirken zurna zırlıyor ve O’nlara “one minute” diyebiliyor!

HERKES YERİNE

 

Seçme Haber

Tayyip Bey’in Başı Tranvayla dertte

Ne demişti Tayyip Bey? - “Demokrasi tramvay gibidir. Hedefine varana kadar binersin, sonra inersin.” Evet böyle demişti, yıllar önce… E peki, hedefine vardı mı? Hayır!.. Hızlandırılmış tren hızıyla gidiyor olmasına karşın daha tam varamadı… Zaten kendisi de bunu çok biliyor… Onun için de kaza yapmaktan çekiniyor…

Devamı...