Edepli Yazılar… (7)
Bir toplumun gelenek ve görenekleri yasalarla düzenlenemez. Uyulması-saygı gösterilmesi-devam ettirilmesi gereken kural ve ilkeler toplumun, kültür-eğitim ve etik düzeyinin göstergesidir.
Mücadele geleneği ilkellik değil ilkeliktir; dürüst-örnek-ahlaklı olmanın kurallarını yerine getirmek için kişileri şartlandırmak, yasalarla zorlamak mümkün değildir…
Güçlü-kusursuz bir toplum sadece yasalarla değil ilke ve kurallarla da yaşayan insanların birlikteliğidir…
Yasalar ve yasaları işine geldiğince sıkça değiştirmekle-çoğaltmakla insanları zorla hizaya getirmeye çalışmak kötü yönetenlerin-yönetimlerinin vazgeçemedikleri yöntemleri oluyor.
Erki ele geçiren-geçirtilen seçkinler toplumu-ülkeyi yönetirken, O’nlara doğrulardan söz edenleri-yazanları düşman-hain olarak sıfatlarken Tanrı adına da korku yaratmaları kendilerinin ve toplumun geleceklerini aydınlatmaya yetmez…
Hele, besledikleri birtakım yandaşları ve O’nlara övgüler düzenleri de gün gelir yanlarında bulamazlar…
Çünkü o yalakalar her devirde kendilerine yer bulan birer bukalemundurlar…
Kaba kuvvetle-ağır cezalarla-işkencelerle-zindanlarla susturulmaya çalışılan toplumların, sırası geldiğinde gösterecekleri tepkiler yönetenleri yönetilen durumuna getirebilir, faturası ağır olur…
Bu, seçilen seçkinleri reddetmek, O’nlara karşı tavır almak topluma kötü yönetildiklerini anlatmak ve düzenlerini sarsmalarını-yıkmalarını istemek en doğal ve yasal hak olurken, o erktekilerin ellerinde bulundurdukları ceza yöntemleriyle “Korku İmparatorluğu” kurmaları geçicidir, sonlarını sadece geciktirir!
Tabii ki böle bir yönetimin; düşünsel özürlü çıkar peşinde koşan hastaları O’nlara yürekten olmasa da hizmet edeceklerdir bu soyguncular bir gün gelecek dönmek istedikleri doğruda kabul görmeyeceklerdir.
Her iki grup yani besleyenler ve beslenenler yani erktekiler ve yağcılar-çanak yalayıcıları “korku imparatorluğunu” yaşatmaktan vazgeçemezler.
Fakat butür yöntemlerle utanç verici senaryolarını örtemeyeceklerdir…
Her yok ettikleri-etmeye çalıştıkları başların yerine bir yenisi doğacaktır-gelecektir, biline…
Tarihte bunu örnekleri çok fazladır…
Burada “arayan bulur” la devam etmek isterken, özellikle “doğruyu” arayanlar, iyi olması gerekenler için değinmek isterim:
En mükemmel aranmalı, dürüst ve cesur olunmalı…
Kaybedilmiş fakat bilinen Bilge’ler bilgiler bulunmalı…
Ruhsal ve bedensel özürlülerden kendilerini ve güzel insanları ayırmalıdır…
Sayımız az diye çekimser kalınmamalıdır, aslında az sayıda olan O’nlardır…
Sayısı az olduğu sanılan bu “doğrular-doğruyu arayanlar” insanlığın en etken ve güvenilir dostlarıdır…
Nazım Ustanın dediği gibi;
Ben Yanmasam, Sen Yanmasan, Biz Yanmasak; Nasıl Çıkar Karanlıklar aydınlığa...
Diyenlerdir…
HERKES YERİNE
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| Yunan Taarruzu ve İlerleyişi |
|
| Devamı... |




Radikal Dinci kesim ve yardakçılarının Atatürk ve Milli Mücadele Dönemi hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmediklerinden o kadar eminim ki, aşağıda hikâyesini anlatacağım büyük Yunan Taarruzu ve başarılarını da duymadıklarını tahmin ediyorum. Düşmanlarla beraber olup kendi Ordusu ile uğraşmak 