Bir Masaldı Yeşil Ova…
Bir zamanlar yeşil bir kentte, kente adını veren yeşil bir ova varmış… Gün olmuş sanayileşme yalanı, yapılaşma talanı bu yeşil ovayı yok etmiş…Verimli topraklara, bereket yüklü tohumlar yerine; beton dökülmüş… Kentin yamaçlarındaki ağaçlar da sökülmüş… Sağanak yağmurları tutacak ağaçlar ve emip, sindirip, yutacak topraklar da kalmayınca; ovayı sel almış götürmüş…
İşte masalımız bu yeşil ova üzerine…Durmaksızın beton direkler dikilse de bu yeşil ovanın mezarına; kim bilir, gün gelir ova yeniden canlanır, yeşil bereketiyle yeniden ünlenir diye yazıldı bu dizeler…Yıllardır kaygılanıp, tüketse de kendini dil döküp, dert anlatmak için ben gibi gevezeler; şu açgözlü vurdumduymazlara…Belki birileri ders alır da yaşanan kayıplardan, geri durur ovaya da, ormana da yaptığı ayıplardan…
Ve Uludağ’ın eteklerinden süzüle, süzüle ovayı aşarak denize ulaşan yedi dere ?... Şimdilerde adresin nere ?... Döktüler derelerin yataklarına; molozları, taşları… Üzerine bir parça da asfalt; sanki oldular yamaçların keman kaşları… Yağmur suları; bulamayınca dereleri, arttı öfkesi…Yamaçlardan koşa, koşa…Artan debisiyle daha da bir coşa, coşa… Kabus gibi çöktü çamurlu sel Bursa’nın Ovası’na… Bütün bu işlerin günahı, vebali; “ille de sanayileşme, bundadır gelişme” sözleriyle yeşil ovayı talana açan başta Menderes olmak üzere, Demirel’in, Özal’ın, Çiller’in ve kuşkusuz Tayyip’in boynuna diyerek başlayalım masalımıza…
*Bir Ova Masalı
Bir varmış, bir yokmuş
Doğada güzellikler çokmuş
Kimi yerler dağ, tepe, yokuşmuş
Kimi yerlerde çimenlerden halı dokunmuş
İşte dağla, denizin arasında
Varmış bir bereket ana
Sağlıklı doğurgan kadınlar gibi dişi
Yokmuş bu ovanın Dünya’da daha bir eşi…
Koynundan akar geçermiş çaylar, dereler
Koyunlar, kuzular bağrında me’ler
Bire on, bire yüz, bire bin verirmiş ektiğini
Utandırmazmış kimsenin yüzünü, bildi mi sevildiğini
Beslermiş anayurdu Anadolu’yu
Üzmezmiş köylüyü, verirmiş ona umduğunu…
İşte Dünya cenneti ovada
Gün gelmiş düzen değişir olmuş
Yeşil güzelliklere kirlilikler dolmuş
Yarmışlar karnını, bağrını
Yükseltmişler gri konutlarını
Ova ancak yeşermeyi; bolluk, bereketi bilirmiş
Bu kirli grilikler onu yavaş, yavaş öldürmüş
Yeşil çimenini, yaprağını soldurmuş…
Kimsecikler ona danışmamış; “İstediğin nedir ?” diye
Vurmuşlar kazmayı beline, beline
Aldırmazmış eğer tohum ekmek için olsaymış
Bağrı, karnı bereket dolsaymış…
Onlar yardıkça karnını, konutlar yükselmiş
Bu gidişten köylü değil, kara adamlar beslenmiş
Koruyamaz olmuş yeşil dokusunu
İnsansoyu aldıkça paranın kokusunu
Yok edildikçe sebze, meyve bahçeleri
Çekilmiş kuyularından suları, dereleri
Kurumaya başlamış bataklıkları bile
İnim, inim inlemiş bir yudum su diye
Yağan yağmurlar da kesilmiş, ağaçların ardından
Bastırıveriyormuş ansızın selli, çamurlu tufan
Konutlar da yayıldıkça, yayılmış her bir yandan
Yitirdikçe, yitirmiş yeşilini, bereketini
Sonunda gelmiş dile, haykırmış:
Ey insansoyu kim eder sizin kendinize ettiğinizi?...
Yarın yeşilim, bereketim temelli tükenince
Diktiğiniz bu duvarları mı yiyeceksiniz,
Bir lokma ekmek bulamayıp, açlığa düşünce ?...
Ölüyorum yeter, durdurun saldırınızı
Çekmedim mi binlerce yıldır nazınızı ?...
Haykırdıkça yeşil ova, aldırmamışlar
Yeni bir yeşil alana saldırmışlar
Çalmışlar her gün bir parça daha toprak
Kurutmuşlar ağaçları, kalmamış dallarda tek yaprak
Oysa geçmişte bu ülkede ozanlar
Benim sadık yarim kara topraktır
Diyerek gönülden türküler yakar
Toprağa gözü gibi bakarmış…
İşte Anadolu ozanlarının yaramaz çocukları
Giderek yitirmişler bu güzel duyguları
Düşmüşler yeşil yaprağın değil
Yeşil paranın aşkına
Dönmüşler bir bencil şaşkına
Varsa, yoksa paralarım, paralarım
Paralarım olmazsa; ben kendimi paralarım
Diye türküler düzmeye
Başlamışlar sineklerden bile yağ süzmeye
Sömürdükçe, sömürmüşler bu yeşil cenneti
Ovaya gönül verenlerse geçirmişler cinneti…
Toplanmışlar bereket analarının bağrında
Ölüm var bu hırsta, hırsızlıkta, gelecekte, yarında
Diyerek; ova bizim, yedirmeyiz hırsızlara
Dayanamayız böylesi haksızlıklara
Gözlerimizin önünde ovamız can veriyor
Her gün bir parçasını daha yitirdikçe, eriyor
Gelin canlar bir olalım
Yeşilimizi, ovamızı koruyalım
Birleşirsek oluruz güçlü
Bölünmeyelim bir, iki, üçlü
Atalarımızın sözlerine kulak verelim
Nerede birlik, orada dirlik
Biz de bu yolu deneyelim
Koruyucu kalkan olalım ovamız için
Kara adamların, kara paralarına karşı
Sonsuza dek söylensin bu yeşil şarkı…
Böylece gelmişler bir araya
Sanılmasın ki bundan böyle kara paraları aklayacak
Hırsızlara göz yumup, bağrında saklayacak
Ovamız yeşildir, sonsuza dek yeşil kalacak
Verecek tohumlarını güzel yarınlara
Azık olacak bebelerimizin tok karınlarına
Onlar açmayacaklar avuç yedi düvele
Güvenecekler yalnızca bu yeşil cennete
Koruyacaklar verimli tarlalarını, topraklarını
Gerekirse akacak bu yolda kanları…
Bu muştuları alınca, mutlu olmuş ova
Çiçekler, böcekler hep bir ağızdan haykırmış
İşte artık bizimdir bu sıcacık yuva…
Görünce ovayı yeniden mutlu
Demiş ki köylüler olsun hepimize kutlu
Kuralım şenlik sofralarımızı
Üzmeyelim bundan böyle bereket anamızı
Verelim ona yalnızca tohumunu, temiz suyunu
O da sevsin bizleri, değiştirmesin huyunu…
Böylece masalımız burada sona ermiş
Köylüler yeşil ovalarına kol, kanat germiş
Anlamışlar ki giderse elden ovaları
Sonra zor olacak ekmek kavgaları
Ovayı yitirmek, ölüme koşmaktır
Düz yoldan giderken, yanlışa sapmaktır…
Masalı anlatan derviş demiş ki;
Ey insansoyu bu masaldan al dersini
Ola ki yitirirseniz bu cennet yeşilini
Kalırsınız yaşamla, ölüm arasında
Kan ağlarsınız solan gülün yasında
Devşirin usunuzu başınıza
Sakın ola ki düşmeyin para tuzağına…
YEŞİL BURSA OVASI’na ilişkin kaygılarım yazdırmıştı bana bu dizeleri… Ama ne yazık ki ne Yeşil Bursa Ovası’na, ne Adapazarı, ne Konya, ne Çukurova, ne Trakya ve daha nice ovalarımıza yapılan saldırılar durmuyor. Bir zamanların buğday ambarı ülkem; yabandaki darıya avuç açıyor…
Ve 90’lı yılarda yazdığım masal bu ya; umut satar…Geçmişi getirir, bu günün ortasına atar…O günlerde Bursa dostları olarak; doğal gaz çevrim santralına karşı direnmiştik… Yeşil şehir sorumsuzluğuna karşı kaygılanmıştık…Bunca direnme, bunca kaygı; karşılığında duyuldu mu hiç saygı ovamıza ?...
Doğal gaz çevrim santralı cüce kaldı; yeni sorumsuzluk örneklerinin yanında…Ve adam kandırmaca, aldatmaca olunca kimi insansoyunun kanında; Kayserili’nin eşeği boyayıp, babasına satması gibi…Şimdilerde de beklenen, olası Marmara depremine aldırmaksızın; allayıp, pullayıp, yeni bir adla satmaktalar Cavit abilerinin konutlarını … Adını da koymuşlar; Yasemin Kent…Yaşarsan orada; sayılırsın kont…
Masal anlattım ya bu yazımda; her gün birileri, bizlere ne masallar anlatmakta… Umarım okur masum bulur benim masalımı; yıllardır halkı uyutmak için anlatılan masalların yanında…
Selma ERDAL; Bursa
http://www.selmaerdal.com
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
YAZARLAR
Seçme Haber
| TBMM Hangi Şartlar İçinde ve nasıl Açıldı |
|
| Devamı... |


Meclis’in açılacağı günlerde batı dünyası dinsel fanatizmin ve emperyalizmin acımasızlığının en canlı örneğini veriyorlardı. 12 Şubat–10 Nisan 1920 günleri arasında Londra’da Türklerle yapılacak barış antlaşmasının esaslarını tespit etmek amacıyla yapılan toplantıda
