1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Bahriye Üçok'u Anarken

Yazdır E-posta

Ayşe Gürocak - 08 Ekim 2005

Bugün ülkemizde siyasal, sosyal ve kültürel ortamda ''Kadının adı yok'' şeklinde tartışmalar vardır. İstisnaları katmazsak, bu görüşlerin doğruluğu kesindir. Bu durumu; Cumhuriyetle başlayan Aydınlanma Devriminin ülkenin her köşebaşına kadar ulaştırılmamasına bağlıyorum. En ilerici adım ve atılımları, ''yüce değerleri'' koruma adına engelleyerek yaratılabilecek çağdaş bir ülkeyi kör topal bir duruma düşürmüş olmak, bizim en büyük eksiğimiz olmuştur. Bu eksiklikleri zamanında gören, onlara karşı eleştirel bakış geliştiren, bu bakışlarını en anlaşılır, en yalın ve en ilkeli biçimde savunan insanlarımız da yok değildir. Karanlığın korkunç derinliklerini yarıp o yarıklardan içeriye aydınlığın narin ve kararlı oklarını sızdıran; o sızıntılarla karanlığı masmavi bir aydınlığa dönüştüren ve yaratılan o aydınlıktan kaçarak, ona tahammül gösteremeyenlerin paslı hançerleriyle kurban edilenler de vardır. İşte bu yiğit insanlardan biri olan Bahriye Üçok , uğursuz eller tarafından bir 6 Ekim'de aramızdan koparılmıştır. Ne yazık ki gidenlerin arkasından söylediğimiz 'aydınlık nutukları' dışında fazla da bir şey yapılamamıştır...

Oysa gidenlerle gitmeyip kalan, ancak varlığından haberdar olmadığımız için arşivlerde kendi başlarına duran, gerçekleştirilmesi gereken nice düşler, umutlar vardır. O düşlerin ayrıntılarına inmek, o düşlerle yeni insanları buluşturmak, o umutlardan yeni insanlar yaratmak gerekmez mi? O insanları uğurlamaktan çok, ağırlamamız daha anlamlı olmaz mı?

Bahriye Üçok'u bir hazan mevsiminde bağnazlığın kör baskısına kurban vermiş, hazanın hüznünü matemimizle sarmalayıp 'yaşatacağız' inancıyla gömmüştük. Onu toprağa verirken, bir bakıma onu toprağa götüren söylemlerini de, eylemlerini de gömmüş oluyorduk. Oysa, Cumhuriyet devriminin bu köşetaşını ağırlamamız gerekmez miydi?.. Ölüm yıldönümleri olmamalıydı onun bize uğramasını veya bizim onu ağırlamamızı sağlayan... İşte bu düşünceden hareketle, uğurladığımız büyük bir değeri geriye bıraktıklarıyla ağırlamak istedim sizlerle.

Hangimiz onun, bugün bile güncel olan konuları cesur bir şekilde dile getiren ve savunan ilkeli mücadelesinden haberdarız? O Üçok ki, kadın hakları için, Mustafa Kemal 'in aydınlık Türkiyesi için, çağdaş bir eğitim ortamı için ve en önemlisi de siyasallaşmış din anlayışından arınmış İslam anlayışının geçerli olması için çırpınıp durmuştur.

''Kadın hakları ile ilgili Arap yarımadasındaki devrim Hz. Muhammed 'in buyruğuyla olmuştur. Onu Batı'daki örneklerini büyük farkla aşarak geliştiren siyasi liderse Mustafa Kemal'dir.'' diyen odur. ''Hacda ibadet adına kurban kesip sonra o kurbanları Suudi dozerleriyle karıştırarak israf ediyorlar. Oysa o kurbanlar, ülkemizde kesilerek ihtiyaçlar oranında dağıtılırsa İslam açısından daha doğrudur'' diyen de. Atatürk'ün büstlerine saldıranlara karşı cansiperane duran da, üniversitede bilimsel düşünceyi askıya alacak fikirlere karşı çıkan da odur.

''Dinsel bir baskı, gün geçtikçe ağırlığını arttırmakta ve gerçek bilinçli Müslümanlarla fanatikleşmiş yurttaşlar arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden bağlar gevşemeye, hatta kopmaya başlamıştır'' diyen de...

''Pek açıktır ki devlet bütçesinden bir dinin yalnız bir mezhebi için büyük masraflar yapılması, İslamın öteki mezheplerindeki yurttaşların üvey evlat psikolojisini geliştirecektir'' diyerek bugünü o günden tartışan da odur...

Aylardan beri, Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal hiçbir sorunu yokmuş gibi, üniversitelerde, bir başörtüsü sömürülüp durmaktadır. Türban demiyorum; çünkü türban ''sarık'' demektir, söz konusu olan ise başörtüsüdür. Liselerde başları açık olan, memur olduktan sonra da memur kıyafeti yönetmeliğine göre başlarının yine açık olması gereken bazı kızlarımız, nedense, üniversite öğrenciliği sırasında, başlarını örtmekte ısrar ediyorlar ve bunun, Allah'ın emri olduğunu ileri sürüyorlar. İslama göre, erginleşme çağına gelmiş kızlar, ev dışında, yalnız başlarını değil, yüzlerini ve bütün vücutlarını örtmek zorundadırlar. Ayrıca İslam, birbirleriyle evlenmeleri mümkün olan kadın ve erkeklerin bir arada bulunmalarını ve kadınların erkeklere seslerini duyurmalarını da yasak eder. Bunları ben söylemiyorum, Diyanet İşleri yayınlarından alarak sizlere bildiriyorum.

Bütün bu ayrıntılı, özgün ve cesur fikirlerin varlığını 1934 yılından (kadına seçme ve seçilme hakkının verildiği tarih) 3 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte TBMM'ye giren kadın milletvekillerinin etkinliklerini araştırdığımda fark ettim. 67 yıllık bu süreçte toplam 202 kadın milletvekili Meclis'te temsil görevini yerine getirmiştir. Bunların hepsi benim için önemli. Hepsi kadının toplumdaki yerini ilerletmeye, geliştirmeye yönelik katkılarda bulunmuş köşetaşı kadınlardır. Ama bu köşetaşlarından mihenk taşı olan Bahriye Üçok'un ok gibi söylemlerinin güncelliğini ve geçerliliğini düşünerek tüm okurlarla paylaşmayı bir borç bildim. Uğurladığımız her değerimizi hoş geldin sıcaklığıyla hem evlerimizde hem de bilinçlerimizde ağırlamak dileğiyle...


 

 

Seçme Haber

Sigorta Poliçelerine Ödediklerimiz ve Bir Öneri

Hayatınız boyunca sigorta şirketlerine ne kadar para ödüyorsunuz, hiç düşündünüz mü? Bunu hesaplamanız çok zor olabilir ancak basit bir şekilde hayatınız boyunca sigorta şirketleriyle ne

Devamı...